Ocak Yazilari

Kabala Nedir?

  • 2.1.2018 16:20:24
  • 0 Yorum
  • 237

Kabala Bilgeliği manevi dünyayı çalışmak için bir araçtır. Dünyamızı keşfetmek için, fizik, kimya, biyoloji gibi bilimleri kullanırız. Ancak doğal bilimler sadece beş duyumuzla algıladığımız fiziksel dünyayı çalışır. İçinde yaşadığımız dünyayı bütünüyle anlamak için, duyularımızın algılayamadığı gizli âlemi keşfedebilecek bir araştırma aracına ihtiyacımız vardır.

Kabala Bilgeliğine göre realite iki güç veya nitelikten oluşur: Alma arzusu ve ihsan etme arzusu – vermek. İhsan etme arzusu vermek istediği için bir alma arzusu yaratır,  bu nedenle daha yaygın biçimde kullanılan adı ‘Yaradan’dır. Bu yüzden tüm yaratılış, biz dâhil, bu alma arzusunun tezahürleridir.

Kabala’yı, realitenin iki temel gücüyle – alma ve ihsan etme – çalışarak faydamıza kullanabiliriz. Kabala bize sadece yaratılışın tasarımını öğretmez, aynı zamanda realitenin her şeye gücü yeten ve her şeyi bilen başlangıçtaki Tasarlayanı gibi, nasıl tasarlayanlar olabileceğimizi öğretir.

Her ne kadar kökleri antik çağlara kadar dayansa da, Kabala ilmi kadim Babil zamanından beri insanlıktan 4000 yıldan fazla zamandır saklanmıştır.

Bu mutlak gizlilik, Kabalanın sonsuz cazibesini sürdürmüştür. Bir çok ülkeden  Newton, Leibneiz ve Pico della Mirandola gibi ünlü bilim adamları ve fizoloflar, Kabala ilmini araştırmışlar ve anlamaya çalışmışlardır, ancak gerçek anlamda kabalanın ne olduğunu çok azı anlayabilmiştir.

Kabala ilmi, bizim dünyamızdan bahsetmez, bu sebeple özü gözden kaçar. Görünmeyeni, hissedilmeyeni ve tecrübe edilmeyeni kavramak imkânsızdır. Binlerce yıldır insanoğluna ‘Kabala’ adı altında onun ilminin dışında sihir, büyü, hatta mucize gibi çeşitli fenomenler sunuldu. Dört bin yıldan fazla zamandır Kabala ilminin genel anlamı yanlış kavramlarla ve yanlış yorumlarla kafa karıştırmıştır. Bu sebeple önce Kabala ilminin açıklığa kavuşturulması gerekir. Kabalist Yehuda Aşlag  Kabalayı “Kabala İlminin Özü” makalesinde şu şekilde açıklamıştır: Bu ilim, sebep sonuç ilişkisi sonucunda değişmez. Kesin kurallarla köklerin dizilişinden inen, “tanrısal olanın,  yarattıklarına bu dünyadaki ifşası” olarak tarif edilen yüce bir amacın tanımlanmasıdır.

Bilimsel tanımlar karışık ve  sıkıcı olabilir. O yüzden burada ne demek istendiğini açıklayalım.

Yaradan ya da  üst bir güç mevcuttur ve dünyamıza hükmeden güçler bu üst güçten gelir. Bu güçlerin kaç tane olduğunu bilmiyoruz, ancak bunun bir önemi yoktur. Biz bu dünyada yaşıyoruz.  “Yaradan” olarak adlandırdığımız  bir üst güç tarafından yaratıldık. Dünyamızda  yerçekimi, elektromanyetizm ve düşünce gücü gibi birçok kuvvete aşinayız. Ancak, yüksek düzlemde var olan bizden saklı  güçler de var.

Bu en kapsamlı ve büyük güce “Yaradan” diyoruz. Yaradan, dünyaki tüm güçlerin ve doğaya hükmeden güçlerin en yüksek seviyesinin toplamıdır.

Bu güç üst dünyaları doğurur. Toplamda beş dünya vardır. “Mahsom”  – üst dünyaları bizim dünyamızdan ayıran perde, bariyer – dünyalardan sonra gelir. Üst güç – “Yaradan” aynı zamanda “Sonsuzluk Dünyası” olarak da bilinir. Dünyalardan inerek dünyamıza ve insanlara hayat verir.

Kabala ilmi, diğer geleneksel ilimlerin aksine bizim dünyamızı ve insanları incelemez. Kabala “Mahsom”un  ötesindeki  herşeyi araştırır.

Ghandi Kimdir?

  • 2.1.2018 16:21:50
  • 0 Yorum
  • 215

Batı dünyasında ''Mahatma'' ya da ''Büyük Ruh'' olarak adlandırılan Mohondas Karamşand Gandhi , çağımızda büyük bir devrimi, şiddet aleyhtarı bir politika izleyerek gerçekleştiren tek siyasi liderdir. Tarihin en etkili pasif direniş hareketinin yapıcısı olarak, bugün uygulanmakta olan oturma grevlerinin, diğer boykot türlerinin ve şavaş aleyhtarı gösterilerin de öncüsü sayılır.
 
Gandhi, 2 Ekim 1869 'da Hindistan 'ın kuzeybatı kıyısındaki Porbandar 'da dünyaya geldi. On üç yaşında evlendirildi ve dört oğlu oldu. 1887 Eylülünde, henüz on sekiz yaşındayken hukuk öğrenimi görmesi için Londra 'ya gönderildi. Karşılaştığı bu yeni kültüre alışmakta oldukça zorluk çeken Gandhi, 1891'de hukuk öğrenimini tamamlayıp Hindistan'a geri dödü. Güney Afrika 'daki bir Hint firmasınca işe alınıp bu ülkeye gönderilinceye kadar avukatlıkla pek ilişkisi olmadı. Sosyal bilince de burada geçirdiği yıllarda erişti. Vatandaşlarının burada ikinci sınıf insan muamelesi gördüklerine tanıklık eden Gandhi, bir kaç yıl geçmeden siyasi hakların mücadelesinde bu insanların yanında yer aldı. Güney Afrika'daki bu deneyimleri, Hint sorununun büyüklüğünü anlamasına neden oldu. Gandhi, Güney Afrika'nın, kişiliğine saygısı olan bir Hintli için yaşanılır bir yer olmadığını çabuk farketti ve bütün aklı, bu ırk ayrımı metotları ile mücadele için çalışmaya başladı.
 
1894 yılı Mayıs ayında Gandhi ve bağzı Hintli arkadaşları, Afrika Hintlileri Kongresi'ni kurdular ve Hintlilerin temizlik, sağlık, barınma ve eğitim sorunlarının çözümlenmesi için kampanya açtılar. Bu arada Gandhi, rahat ve mutlu bir hayatın, makineleşmeye çok az bağımlı olmakla sağlanabileceği inancını benimsemeye başlamıştı.
 
1906'da Zulu isyanı patlak verdiğinde, Gandhi de kendisini bu ülkenin bir vatandaşı sayıp, genel valiye mektupla başvurdu ve devlet kuvvetlerine Hintlilerin de bir sağlık birliği ile katılmak istediklerini bildirdi. Teklifi kabul edilince Gandhi kendini, sınıf farkı gözetmeksizin insanların iyileştirilmesine adadı. Bu alandaki denemesinden sonra benliğini temizleme kararı aldı ve eşi Kasturbai'nin izniyle bekarlık yemini etti. Gandhi'ye göre kendini ailevi zevklere kaptırırsa halkının mücadelesine kendini adayamazdı. Bu sırada Transvaal'daki bunalımn kendi toplumuna hızla yaklaşmakta olduğunu gördü. Kendilerine düşman Avrupalı liderler, Hintli liderlerin Transvaal'i, burada oturmaya hakları olmayan Hintli göçmenlerle doldurmak için bir komploya giriştikleri yolunda uydurma istatistikler ortaya atmaya başlamışlardı. Bunun sonucu olarak da Asyalılara karşı son derece insafsız yasalar çıkarılmaya başlandı. Sözgelişi, sekiz yaşından büyük kadın ve çocukların, tıpkı suçlular gibi parmak izi aldırmaları şart koşuldu.
 
Böylece tarihe damgasını vuracak olan an geldi ve Gandhi, bu amansız yasalara karşı mücadele etmek için ilk defa sessiz bir Yasalara Uymama Kampanyası açtı ve pasif direniş politikası yarattı. Daha sonra bu buluş uluslararası politikada yeni bir kavram olarak benimsenecekti; Satyangraha diye adlandırılan bu hareket, hiç bir ayrıcalığı olmayan kitlelerin adalet araken kullandıları manevi bir silah olacaktı.
 
Gandhi satyagraha'yı şöyle anlatmaktadır:
 
 
'' Bu en basit haliyle manevi bir güçtür. Nezaman ve nasıl olursa olsun, silah, fiziksel kuvvet, ya da kaba kuvvet kullanmak imkanı vardır... Satyagraha'nın Güney Afrika'da baş göstermesiyle, ortaya çıkan zıtlığın tamamen farkındayım. Pasif direnişle satyagraha arasında temelde büyük bir fark vardır. Zayıf ve aciz olduğumuza inanmaya devam edecek olursak ve başkalarını da buna inandırırsak, pasif direnişi zayıfların bir silahı olarak terk etmeliyiz. Buna karşılık birer satyagrahis olursak, güçlü olduğumuza inanarak satyagrahayı uygularsak, bundan belirli iki sonuç ortaya çıkar, güç fikrini güderek, hergün biraz daha güçleniriz. Gücümüzün artması ile birlikte satyagrahamız çok daha etkili hale gelir ve bundan vaz geçmek için bir fırsat kollamamız gerekmez. Ayrıca pasif direnişte sevgiye yer yokken, satyagrahada nefrete hiç yer yoktur ve bu onun yönetim ilkesinin olumlu bir zaafıdır. Pasif direnişte fırsat bulunduğunda silah kullanmak hoşgörülürken, satyagrahada fiziksel güç kullanmak, uygun bir fırsat çıksa bile, yasaklanmıştır. Pasif direnişte daima karşı tarafı yıkma fikri vardır ve karşı taraftan sert bir davranış geldiği zaman, buna aynı sertlikle karşılık verilebilir, oysa satyagrahada karşı tarafa küfretmek gibi en küçük birşey bile yoktur.''
 
Gandhi bu yeni hareketini uygulamaya çalışırken, Transvaal'da Asyalılara karşı kısıtlamaları ve baskıyı daha da arttıran ve yargılanmalarına yeni usuller getiren Kara Yasa kabul ediliyordu. Bu kanun Gandhi'nin ilk defa hapse girmesine neden oldu ve Johannesbourg'da iki ay süren cezasında ilk defa Gandhi Pelerinini giydi ki, bu elbise, sonradan Hint bağımsızlığının sembolü haline gelecekti. Gandhi'nin satyagraha ilkesiyle sağladığı küçük zaferin sonucunda, 30 Ocak 1908'de General Jan Smuts ile görüştü ve Gandhi ve arkadaşları serbest bırakıldı. Fakat general anlaşmanın payına düşen kısmını gerçekleştiremedi ve Asyalıların Transvaal'e girmelerini yasaklayan yeni bir yasa daha çıkarıldı. Ardından Güney Afrika Yüksek Mahkemesinin, ancak Hristiyan nikahlarını geçerli kılacağı yönündeki kararı, Hint azınlığa yeni bir hakaret olarak ortaya çıktı. Gandhi'nin önderliğinde Hintliler bu kararı protesto için kendilerini kitleler halinde tutuklattılar.
 
Hintlileri toplumun dışına sürmek isteyen yeni baskı tedbirlerinin alınması üzerine, 1913'te durum iyice gerginleşti ve Gandhi iki bin kadar işçiyle sınıra doğru bir yürüyüş düzenledi. Bu protesto yürüyüşü, kamuoyu üzerinde oldukça etkili oldu. Hintlilere karşı alınan kararları iptal etmek üzere bir komisyon kuruldu.
 
Kampanyasının başarıya ulaşmasından sonra Gandhi Hindistan'a geri döndü ve Hint Ulusal Kongre Partisi'nin faal üyeleri arasına katıldı. Satyagraha politikasını uygulayarak, Şamparan köylülerinin hükümet baskısı altında ezilmelerine karşı direnişi kazandı.
 
Gandhi artık Hindistan'da da bir kuvvet olmaya başlamıştı ve Hintli gönüllülerin denizaşırı ülkelerde görev almalarını sağlamak için, Hindistan Kral Naibi tarafından Delhi'de düzenlenen Savaş Konferansı'na çağırıldı.
 
I. Dünya Savaşı'nı sona ermesiyle Gandhi yeniden bir kampanya silahı olarak sessiz direnişe başladı ve bu sefer de 1919'da Pencap'ta çıkan karışıklıkları bastırmak üzere hükümete olağanüstü yetkiler veren yasalara karşı çıktı. Halkın tutumu son derece sertti ve Gandhi'nin satyagraha ilkesine rağmen çeşitli şiddet hareketleri patlak verdi. Sıkı yönetim ilan edilince, bu seferde Amritsar'da kanlı bir katliam oldu. Gandhi bu gidişata son vermek için kampanyaya durdurma kararı aldı.
 
1918-22 yılları arasında Hindu ve Müslüman toplulukların arasında bir anlaşma yolu bulmak için inatla çalıştı ve ezeli düşmanları barıştırmak amacıyla 1924'te Delhi'de üç hafta süreyle açlık grevine başladı.
 
Gandhi, dört yıl boyunca köy köy, kasaba kasaba dolaşarak insanları anlaşmaya çağırdı. Ayrıca içki ve esrar alışkanlıklarına karşı savaştı, kendisi de vejeteryan olan Gandhi insanları hayvanlara karşı duyarlı olmaya çağırdı. p> 1927 yılında Sir John Simmons'un başkanlığındaki Komisyon, Hindistan'a bağımsızlık tanınıp tanınmayacağını inceliyordu. Gandhi ise, hükümet Hindistan'a derhal Dominyon statüsü tanımazsa yeni bir sessizlik direnişi kampanyası başlatacağını açıkladı. Aynı zamanda, büyük bir kalabalığın katıldığı bir gösteri yürüyüşü düzenleyerek denize kadar ulaştı. Bu yürüyüş, İngiltere ve Amerika'da büyük yankı uyandırdı. Gandhi yürüyüşün son günü kumsaldan bir tutam tuz alarak, sembolik bir şekilde yeni kampanyasını başlattı.
 
Bir ay sonra süresiz tutuklanmasını öngören bir kanun maddesiyle yeniden tutuklanan Gandhi, hapse atıldı. Hindistan halkı bu olaya bir gün süresince siyasi yas ilan ederek tepki gösterdi. Hapis altında da mücadelesini, üstelik daha da güçlü bir şekilde devam ettiren Gandhi, 1938'de Hindularla Müslümanlar arasındaki uçurumu kapatmak için uğraşmaya başladı ve II. Dünya Savaşı başlayıncaya kadar, şiddete karşı politikasının propogandasını sürdürdü. Salıverilen Gandhi, 1942'de Kongre'nin aldığı '' Britanya Hindistan'ı terketmelidir.'' kararından sonra, yeniden tutuklandı.
 
Gandhi'nin eşi Kasturbai da yıllarca kocasının mücadelesine ortak olmuş ve o da tutuklanmıştı. 1944 yılında hapishanede hayata gözlerini kapadı.
 
Gandhi'nin çabalarıyla 1947 Şubat ayında İngiltere hükümeti, Hindistan'ı terketme kararını açıkladı. Hindistan'ın bağımsızlığına kavuşması en büyük tutkusu olan Gandhi en sonunda bunun gerçekleştiğini görmüştü. Fakat Hindular ve Müslümanlar arasındaki gerginlik giderek artıyordu. Yetmiş dokuzuncu yaş gününde barışın sağlanması için beş günlük bir oruca girdi. Ama orucun son günü halkın neşesi kanlı bir dehşet gösterisine dönüştü. Gandhi bir dua toplantısına giderken, aşırı bir Hindu genci tarafından vurularak öldürüldü.
 
Kaynak:Biyografi.info

Hangi Duygu Hangi Hastalığı Yaratıyor?

  • 3.1.2018 16:27:47
  • 0 Yorum
  • 223

Yaşamımızdaki iyi ve kötü her şey deneyimlerimizi oluşturan zihinsel düşünce kalıplarının bir sonucudur. Hepimizde bizleri neşelendiren, mutlu kılan iyi ve olumlu deneyimleri oluşturan birçok düşünce kalıbı vardır. Bizleri kaygılandıran, tedirginlik ve mutsuzluk yaratan deneyimleri oluşturan ise olumsuz düşünce kalıpları­dır.

Bedende hastalıklara neden olan tabii ki pek çok faktör vardır. Ancak, biz bu yazımızda hastalıklara sebep olabilecek zihinsel düşünce kalıpları ve vücutta etkiledikleri bölgelere değineceğiz. Aşağıda hastalıklara neden olan duygular ve altında da olumlamalarına yer verdik. Bu alıntılar, Louise L. Hay’in Düşünce Gücüyle Tedavi 2 kitabından alınmıştır. Yazımızdaki resimler de Polonyalı ressam Rafal Olbinski’ye ait.

En yaygın olumsuz zihinsel düşünce kalıpları eleştiri, öfke, kırgınlık ve suçluluktur. Örneğin, eleştiri uzun vadede eklem iltihabı (arterit) gibi hastalıklara neden olur. Öfke mide kaynamasına, yanmasına neden olarak bedeni zehirler. Kırgınlık uzun vadede kişiyi kemirerek tümörlerin ve kanserli hücrelerin oluşmasına neden olur. Suçluluk duygusu her zaman beraberinde cezalandırma kavramını getirdiğinden büyük acılara neden olur. Sağlıklı bir bedene ve zihne sahip olmak için bu olumsuz düşünce kalıplarından bir an önce kurtulmamız gerekmektedir.

Alzheimer: Dünyayı olduğu gibi kabul etmeyi reddetmek. Çaresizlik ve yetersizlik. Yoğun öfke.

Yaşamı deneyim etmenin benim için her zaman yeni ve daha iyi bir yolu vardır. Geçmişi bağışlıyor ve özgür bırakıyorum. Neşeyi, mutluluğu seçiyorum.

Anksiyete: Yaşamın akışına ve gidişine güvenmemek.

Kendimi seviyor ve onaylıyorum. Yaşamın akışına güveniyorum. Güvendeyim.

Asabiyet: Korku, kaygı, mücadele, acelecilik. Yaşamın akışına güvenmemek.

Sonsuzluğun içinde yolculuk yapıyorum ve her şeye zamanım olduğunu biliyorum. Yüreğimle iletişim kuruyorum. Her şey yolunda.

Astım: Aşırı ve baskıcı sevgi. Soluk almayı kendinde hak görmemek. Boğulmuşluk duygusu. Bastırılmış gözyaşı.

Yaşamımın sorumluluğunu artık güvenle üstlenebilirim. Özgür olmayı seçiyorum.

Ayak Sorunları: Gelecekten ve yaşamda ilerleyememekten korkmak.

Yaşamda neşeyle yürüyorum.

Baş Ağrıları: Değersizlik duygusu. Özeleştiri. Korku.

Kendimi seviyor ve onaylıyorum. Kendime ve yaptıklarıma sevginin gözleriyle bakıyorum. Güvendeyim.

Boyun Sorunları: Sorunun diğer yanlarını görmeyi yadsımak, inatçılık, esnek olamamak.

Konuları kolaylıkla ve esneklikle her açıdan görüp değerlendirebiliyorum. Bir şeyi gerçekleştirmenin binlerce yolu var. Güvendeyim.

Depresyon: Sahip olma hakkını kendinde hissetmemekten ötürü kaynaklanan öfke. Çaresizlik.

Başkalarının korkularının ve sınırlamalarının ötesine geçiyorum. Yaşamımı ben kendim yaratıyorum.

Dirsek Sorunları: Dirsek, yön değiştirmeyi ve yeni deneyimleri benimsemeyi simgeler.

Yeni deneyimlere, yeni yönlere ve yeni değişikliklere kolayca uyum sağlıyorum.

Diz Sorunları: İnatçı ego ve gurur. Esnek olamamak. Uzlaşamama. Ödün verememe.

Bağışlıyorum. Anlayış gösteriyorum. Şefkat gösteriyorum. Esnek bir insanım. Her şey yolunda.

Egzama: Aşırı kin. Zihinsel patlama.

İçim ve çevrem uyum, barış, sevgi ve hazla dolu. Güvendeyim.

Sıkça Karşılaştığımız Önemli Bilimsel Kavramlar

  • 3.1.2018 16:29:32
  • 0 Yorum
  • 188

Yerçekimi, sera etkisi, statik elektrik gibi günlük hayatta sıkça karşılaştığımız fen bilimlerine ait önemli kavramları ve bu kavramlarla ilgili bilgileri derledik.

1. Süpernova

Yıldızların çoğu, nükleer füzyonla tüm enerjilerini tüketerek yavaşça sönerler. Sonra da %99’u beyaz cüce olarak adlandırılan donuk gök cisimlerine dönüşür. Ama bir yıldız yeteri kadar büyük ve sıcaksa, uygun şartlar altında patlayabilir. Bu patlama süpernova olarak adlandırılır.

Bir yıldız patlamadan önce, elementleri birleştirerek enerji üretir. Şiddetli çekim gücü, oksijen, silikon, fosfor ve kalsiyum oluşmasına neden olur. Kozmik bir çıkmaz sokağa, yani demire ulaşılana dek ağır elementler oluşmaya devam eder. Demirin daha ağır elementlerle birleştirilmesi enerji üretmez, gerektirir. Yıldızın yakacak bir şeyi yoktur, bu nedenle demir çekirdek kendi çekim gücünün kuvvetiyle içe doğru çökmeye devam eder. Çoğu devasa yıldız içe doğru çökerek kara deliğe dönüşür. Ama güneşten beş ile sekiz kat daha büyük olan küçük yıldızlar sadece patlar.

Bir süpernovanın gerçekleşmesi on beş saniyeden daha az zaman alır. Patlama o kadar parlaktır ki, tek bir yıldızın yarattığı süpernova aylarca tüm galaksiyi aydınlatabilir. Hatta cıva, altın ve gümüş gibi daha ağır elementlerin oluşmasına yetecek kadar ısı yayar. Büyük Patlama kuramına göre, süpernovalar sayesinde yeryüzünde yaşam vardır. Bu kuram, oksijenden daha ağır tüm elementlerin geçmişte yaşanmış devasa yıldızların patlamalarıyla oluştuğunu öne sürer.

    1006 yılında aşırı parlak bir süpernova, Mısır, Irak, İtalya, İsviçre, Çin, Japonya ve muhtemelen Fransa ile Suriye’de gözlemlendi.

    İtalyan astronom Galileo Galilei (1564 – 1642) Aristoteles’in evrenin asla değişmediği yönündeki kuramını çürütmek için 1604’te bir süpernovayı delil olarak kullanmıştır.

    Uranyum gibi radyoaktif elementler süpernovalarla oluşur.

2. Yüzey Gerilimi ve Hidrojen Bağlantısı

Su, yeryüzündeki en tuhaf, aynı zamanda en yaygın bulunan maddedir. Katı formu, sıvı halinden daha az yoğundur, bu nedenle buz yüzebilir. Yüksek miktarlarda ısıyı, çok fazla değişime uğramadan emebilir ve bu nedenle sahil kentleri ılıman sıcaklıklara sahiptir. Ve yüzeyde toplanmaya eğilimli ince bir molekül tabakasından oluşan bir derisi vardır.

Suyun sıradışı özellikleri, onun şeklinin sonucudur. Bir su molekülü, iki hidrojen atomuyla bir su atomundan oluşur (H2O). Görüntüsü Disney karakteri Mickey Mouse’a benzer: İki hidrojen atomu kulakları ve oksijen atomu da kafayı andırır. Su molekülünde elektronlar eşit bir şekilde dağılmadığı için kulaklar pozitif, kafa ise negatif yüklenir. Karşıtlar birbirini çektiğinden, bir su molekülünün kulakları bir hidrojen bağlantısı oluşturarak diğer bir su molekülünün çenesine doğru çekilir. Buz içinde su molekülleri, dört yüzlü bir piramit olan tetrahedron’u oluşturmak üzere kararlı şekilde birbirlerine bağlanırlar. Ama sıvıyken, su moleküllerinin yapısı daha gevşektir. Hidrojen bağları devamlı olarak birbirinden ayrılır ve tekrar bir araya gelirler. Aslında ortalama hidrojen bağı, sadece saniyenin küçük bir kısmı kadar dayanır.

Bir su bardağının ortasında, herhangi bir verili molekül tüm yönlere eşit bir şekilde çekilir, böylece net bir etki görülmez. Ama yüzeyde su moleküllerini yukarıya doğru çeken bir kuvvet yoktur. Suyun yüzey gerilimini yaratan şey, moleküllerin daha çok yanlara ve aşağıya çekilmesidir. Yüzey gerilimi, bir bardağı ağzına kadar doldurmamızı mümkün kılar. Su damlacıklarının oluşmasına ve kabarcıklar yayılmasına izin verir.

Sıvının yoğunluğu arttıkça yüzey gerilimi artar. Örneğin, suya tuz eklendiğinde tuz moleküllerinin suyun içinde yayılması, yani yoğunluğunun artması su molekülleri arasındaki kuvveti arttıracağından suyun yüzey gerilimi artar.

    Yayvan ayaklı ve hafif böceklerden olan su örümcekleri, suyun yüzey geriliminden faydalanır. Onlar, gerçek anlamda suyun üzerinde yürüyebilirler.

    Suyun yüzey gerilimi, kazara düşen uçan böcekleri suda boğmaya yetecek kadar güçlüdür. Bu böcekler kanatlarını su moleküllerinin çekiminden kurtulmalarını sağlayacak kadar hızlı çırpamazlar.

    Sıcaklık ve yüzey gerilimi ters orantılıdır. Sıcaklık arttıkça yüzey gerilimi azalır. Örneğin, deterjan, sıcak su ile bir araya gelirse yüzey gerilimi azalır, suyun kir ve gözeneklere daha etkili nüfuz etmesine neden olur.

3. Güneş Lekeleri ve Güneş Parlamaları

Güneşin değişken yüzeyi, 6000 santigrat derecede tüm güneş sistemini ısıtarak yanar. Bu, yeryüzündeki sıcak bir günden 180 kat daha sıcaktır. Ama güneşin yüzeyinin bazı kısımları diğerlerinden serindir. Kabaca bizim gezegenimizin boyutunda olan güneş lekeleri koyu renkte görünürler, çünkü çevreleyen yüzeyden 2000 derece daha soğukturlar. Güneşin parlayarak yanan iç çekirdeğinden yayılan ısıyı baskı altında tutan yoğun manyetik alanlara sahiptirler.

Genelde güneş lekeleri, her biri zıt bir manyetik yüke sahip olan çiftler halinde görünürler. Zıt olarak yüklenen güneş lekeleri arasındaki bölgeler, bir milyar megaton TNT kadar çok enerji salan güneşin yüzeyindeki patlamalar, güneş parlamaları için hazırdır. Güneş parlamaları, jeomanyetik fırtınalara sebep olan x-ışınları ve manyetik radyasyon ile yeryüzünü bombardımana tutar. Kuzey ve güney ışıklarını yoğunlaştırır, elektrik şebekelerini bozar ve radyo ileticilerini karıştırır.

Son olarak Eylül 2017’de, güneşte iki leke grubunun birleşmesi sonucu, son 12 yılın en güçlü iki patlaması meydana geldi. Güçlü radyasyon patlamaları olarak tanımlanan güneş patlamaları, on bir yıllık döngüyle güçlenir ve zayıflar.

Güneş lekeleri, aynı zamanda yeryüzündeki sıcaklığı etkileyebilir. Maksimum güneş lekesi faaliyeti, ultraviyole radyasyondaki büyük bir artışı da içine alan, güneşten salınan enerjide küçük bir artışla ilişkilendirilir. Küresel ısınmayla örtüşür şekilde, son altmış yılda güneş lekesi faaliyetinde büyük bir artış var. Batı Avrupa’da 1600’lerin ortasından 1700’lerin başlarına kadar süren, ciddi soğuklar ve uzun kışlar nedeniyle Küçük Buz Çağı denen dönem, güneş lekesi faaliyetindeki bir düşüş dönemiyle çakışır.

    İtalyan astronom Galileo Galilei (1564 – 1642), Güneş’in dönme devrini izlemek için güneş lekelerini kullandı. Çoğunlukla gazdan oluştuğu için, Güneş’in farklı tarafları farklı hızlarla döner. Ekvator, kabaca yirmi beş günde kendi etrafında dönerken kutuplar otuz beş günde dönerler.

    Çinli astronomlar güneş lekelerini ilk kez M.S 30 yılında gözlemledi.

4. Statik Elektrik

Neden saçınız tarandıktan sonra dikleşir? Neden kışın ceketinizi giydikten sonra kapı kolları elinizi çarpar? Cevap, statik elektriktir.

Tüm maddeler atomlardan oluşur. Her bir atom da nötron, proton ve elektrondan meydana gelir. Protonlar pozitif yüklü, elektronlar negatif yüklü, nötronlar ise yüksüzdür. Protonlar ve nötronlar atomun çekirdek olarak adlandırılan merkezinde çok sıkı bir şekilde birbirine bağlıdır. Elektronlar ise güneşin etrafında dönen gezegenler gibi onların çevresinde döner. Proton sayısı kadar elektron olduğunda atomun herhangi bir yükü yoktur. Ama bazen elektronlar diğer atomlara sürtünürler. Elektron yüklenen atomlar negatif olur, elektron kaybeden atomlar pozitif yüklü olur. Zıt yüklü atomlar birbirine veya nötr bir nesneye doğru çekilir. Aynı yüklü atomlarsa birbirlerini iter. İşte bu nedenle saçlarınız havaya kalkar. Saçınızdaki elektronlar tarağınızın üzerinde sürtünürler. Saçınız pozitif yük kazanır. Pozitif yüklü saç telleri, diğer tellerden mümkün olduğu kadar uzağa hareket etmek ister, bu yüzden saçlarınız dikleşir.

Metal gibi bazı maddeler elektronları yakalar ve üzerlerinde serbestçe dolaşmasına izin verir. Bunlar iletken maddelerdir. Plastik ve kumaş gibi diğer bazı maddelerse daha serttir ve elektronların hareket etmesine izin vermez. Bunlar ise yalıtkan maddelerdir. Kışın ceketinizi giydiğinizde ceketinizdeki elektronlar üzerinize geçer. Negatif yüklü olursunuz. Metal bir kapı koluna dokunduğunuzda, elektronlar elinizden zıplayarak iyi bir iletken olan metal topuza geçer. Bu, kıvılcım yaratarak havayı ısıtır. Bu durum kışın hava kuru olduğu için daha ziyade kış mevsiminde görülür. Havadaki nem (su iyi bir iletkendir) elektronları söndürerek soğurur.

    Şimşek büyük ölçekte statik elektriktir. Bir fırtına sırasında, elektronların hareketi bulutların tepesinde pozitif yük ve aşağısında negatif yük oluşturur. Genellikle elektronlar yükü dengelemek için bir buluttan diğerine zıplar, ama bazen nötr yüklü toprağa zıpladıkları da olur.

    Benjamin Franklin, ünlü uçurtma deneyinde şimşeğin statik elektrik olduğunu keşfetmiştir ve aynı zamanda paratoneri icat etmiştir.

25 Yılın Ardından Gelen Barışma Sosyal Medyanın Gündeminde

  • 4.1.2018 15:39:10
  • 0 Yorum
  • 204

Müzik dünyasının iki dev isminin yeni yıla barışarak girmesi, sosyal medyanın gündemine oturdu.

Sezen Aksu ve Yıldız Tilbe Sesleri, besteleri ve kendilerine has tarzlarıyla Türk müziğinde devleşmiş, yeri doldurulamaz iki sanatçı. Haber içeriğine geçmeden önce, gelin 25 yıl öncesine dönelim ve sosyal medyada bu kadar konuşulan barışmanın perde arkasına gidelim.

Sezen Aksu, 1991 yılında İzmir'de gittiği bir pavyonda sahnede şarkı söyleyen genç bir kadın görür. Kadının sesi Sezen Aksu'yu o kadar etkiler ki birkaç gün sonra kolundan tuttuğu gibi İstanbul'a götürür bu genç şarkıcıyı. O genç şarkıcının adı Yıldız Tilbe'dir.... Sezen Aksu, Yıldız Tilbe'yi kendi evinde ağırlar ve ona şöhretin kapılarını aralar. Sezen Aksu ona el vermiş, kendi vokalisti yapmıştır.

İhanetten geri kalan..

O dönem Sezen Aksu, 1994 yılında kaybettiğimiz müzisyen Uzay Heparı ile birlikte hem sahne almakta (Sezen Aksu'nun klavyecisidir) hem de büyük bir aşk yaşamaktadır.

1992 yılında, Sezen Aksu'nun dünyasını başına yıkan o olay yaşanır. Evinin ve gönlünün kapılarını açtığı, şöhret basamakların onar onar atlattığı vokalisti Yıldız Tilbe ile tek aşkı Uzay Heparı'yı beraber olurlarken görür. (Yıldız Tilbe, yakalanmadıklarını, olayı Sezen Aksu'ya kendisinin anlattığını iddia eder). Yıldız Tilbe'yi evinden kovar ve vokalistliğinden de çıkarır.

Sezen Aksu, çok sevdiği Uzay Heparı'yı Yıldız Tilbe ihaneti yüzünden terk eder. Heparı, 1993 yılında modacı Zeynep Tunuslu ile evlenir. 20 Mayıs 1994 günü ise motosikletiyle giderken Etiler Koç Köprüsü'nde sanatçı Demet Akbağ'ın arabasına arkadan çarpar ve 11 gün sonra vefat eder. Yıldız Tilbe ise Uzay Heparı'nın hayatını kaybettiği 1994 yılında çıkardığı 'Delikanlım' albümü ile şöhreti yakalar…
Yıldız Tilbe'nin itirafı gündeme bomba gibi düşer...

Yıldız Tilbe, Sezen Aksu ve Uzay Heparı arasında geçen bu olay sanat camiasında fısır fısır konuşulsa da çok fazla yayılmaz ve bilinmez. Ta ki Yıldız Tilbe'nin 2011 yılında katıldığı 'Alt Üst Muhabbetler' programında "Bir gece sarhoştum ve Uzay Heparı ile birlikte oldum. Sezen de beni evden kovdu" şeklindeki itirafına kadar.

Bu itirafla birlikte olay yeniden gündeme geldi ve Yıldız Tilbe, Her Şey Tadında programında Sezen Aksu ile kavgalarını şarkılarına taşıdıklarını anlattı. Tilbe'nin söylediğine göre Sezen Aksu ''Onu alma beni al'' şarkısını Yıldız Tilbe'ye ithafen yazmış;

Tilbe ise bu şarkıya ''Ey'' şarkısı ile cevap vermiş. İki şarkının sözlerine bu açıdan bakınca ikili arasındaki gerilim daha da iyi anlaşılıyor.

BONUS: Olayı en iyi özetleyen şarkı da yine Yıldız Tilbe'den...

O gün bu gündür, Yıldız Tilbe’nin ifade ettiği gibi 'görüşmeyen' ikili, bundan birkaç gün öncesinde 25 yıllık küslüklerini bitirdiklerini açıkladı. Medyaya yansıyan bu haberlerin ardından Yıldız Tilbe, dün gece paylaştığı fotoğrafla adeta barıştıklarını resmileştirmiş oldu.

SpaceX, Gizli Zuma Görevini 5 Ocak’ta Başlatıyor!

  • 4.1.2018 15:39:54
  • 0 Yorum
  • 201

ABD Hükümeti'nin Elon Musk'ın firması olan SpaceX'e sipariş verdiği Zuma adlı gizemli uzay roketi, önümüzdeki Cuma gecesi uzaya gönderiliyor. Zuma'nın uzaydaki  görevinin ne olduğu ise tamamen bir sır.

Komplo teorilerinin merkezi durumunda olan ABD, bu hafta uzaya göndereceği yeni uzay aracı ile de dikkatleri üzerine çekmiş durumda.

Sebebine gelecek olursak, gönderecekleri uzay aracının ne amaçla fırlatıldığı konusunda kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Öyle ki kulislerde gizemli uzay aracının adı bilinmeyen bir hükümet kurumuna mesaj gönderme ve fotoğraf sağlama amacı ile kullanılacağı bile konuşuluyor. Fakat buna rağmen ne ABD hükümeti ne de SpaceX şirketi bu konuda sessizliğini bir türlü bozmuyor.

SpaceX firmasının Falcon 9 roketi ile beraber Florida'da yer alan Kennedy Uzay Merkezi'nden uzaya gönderilecek Zuma uzay aracının, ilk olarak geçtiğimiz Kasım ayının ortalarında uzaya gönderilmesi planlanmış daha sonra fırlatılış tarihi ertelenmişti.

Ayrıca daha önce de ABD Hükümeti için uzaya araç gönderen Elon Musk, ilk defa böylesine gizli bir görevi yürütüyor olacak.

Kaynak : https://techcrunch.com/2018/01/03/spacex-targets-january-5-launch-for-mystery-zuma-payload/?ncid=rss

Selülite Kesin Çözümler!

  • 5.1.2018 15:58:21
  • 0 Yorum
  • 208

Selülit kalçalarda ve bacaklarda görülmesinin yanı sıra göbek ve kollarda da ortaya çıkabilir. Portakal yağı, hindistan cevizi yağı, kahve ve şeker gibi ürünlerin kullanımıyla selülit tedavisi için bitkisel çözümler bulunabilir. Genel olarak kadınlarda ortaya çıkmasıyla birlikte bazı erkeklerde de görülür. Kadınların %85’inde selülite rastlanır.

Bu durum özellikle kadınların görmek istemediği bir oluşumdur. İşte selülit tedavisi için çözümlerden bazıları:

    Çeşitli yağlar karıştırılarak selülitten kurtulabilirsiniz. Biberiye yağı, kekik yağı, buğday yağı ve badem yağı karıştırılarak yapılan masaj ile yarar sağlanabilir. Bu işlemi gece yatmadan önce yapmalısınız. Öncelikle bir kasenin içine kekik yağı ve biberiye yağı eşit miktarlarda karıştırılır. Karışımın onda biri kadar buğday yağı ve badem yağı kaseye ilave edilir. Tüm yağlar karıştırılır. Masaj yapar şekilde etkili bölgeye aşağıdan yukarıya doğru sürülür. Yağların sürüldüğü kısım streç film ile sarılarak yatılır. Ertesi gün streç fil çıkarılarak bölge ılık su ile iyice yıkanır. Bir hafta bu işlem devam ettirilmelidir.
    Portakal yağı yarar sağlar. Kan dolaşımını iyileştirir. Bir çorba kaşığı zeytinyağına beş damla portakal yağı ilave edilir. Etkilenen bölge yağların karışımı ile masaj yapar şekilde ovulur. Birkaç hafta boyunca her gün tekrarlanabilir. Yalnız bu karışımı sürdükten sonra en az bir saat sürdüğünüz bölgenin güneşe maruz kalmasından kaçının.

    Kahve,esmer şeker ve hindistan cevizi yağı ile masaj yapılır. Evde uygulanabilecek basit bir yöntemdir. Yarım kahve fincanı kahve ile 3 yemek kaşığı esmer şeker karıştırılır. Üzerine 2 yemek kaşığı oda sıcaklığında erimiş olan hindistan cevizi yağı ilave edilir. Bu karışım masaj yapar şekilde birkaç dakika boyunca dairesel hareketlerle ilgili bölgeye uygulanır. Sonra yıkanır. Haftada 2-3 kez tekrarlanabilir. Birkaç hafta içinde gözle görülür sonuçlar almaya başlanır.
    Selülitli bölge fırçalanmalıdır. Vücut fırçaları yardımıyla bacaklar fırçalanabilir. Bu sayede kan dolaşımı hızlanır. Bacaklardaki gözenekler açılır. Toksinler ortaya çıkar. Cilt uyarılarak canlandırılır. Hücreler yenilenir. Aynı zamanda cilt parlak ve pürüzsüz bir görünüm kazanır. Yalnız kızarıklık yada tahriş oluşacak şekilde çok fırçalanmamalıdır.
    Zeytinyağı ve ardıç yağı karışımını deneyebilirsiniz. Bir fincanın 1/4’üne zeytinyağı koyun. Üzerine 10-15 damla ardıç yağı ekleyip karıştırın. Bu karışımı etkilenen bölgeye 10 dakika boyunca masaj yaparak sürün. Zamanla cildinizin daha yumuşak ve sıkı olduğunu fark edeceksiniz.
    Jelatin tüketilebilir. Jelatin birçok kişi tarafından zayıflamak için kullanılır. Bu etkisinin yanında selülitleri de yok eder. Jelatinli yiyecekler, eklemlere katkı sağlar. Hücre, saç ve tırnak büyümesini destekler. İyi bir protein kaynağı oldukları için kasları güçlendirir. İçeriğindeki amino asitler sayesinde bağ dokuları kuvvetlendirir.
    Tuzlu su ile banyo yapabilirsiniz. Küvete ılık su doldurun. 3 yemek kaşığı tuz ilave edin. Tuzlu suda 20-25 dakika oturun.

Amazon Ormanlarının Özgür İnsanları

  • 5.1.2018 15:59:58
  • 0 Yorum
  • 296

Adına “uygar” denilen vahşi dünyanın kolonyal temsilcileri, “vahşi” olarak niteledikleri yerli halkların topraklarına geldiklerinde, dostluk ve barışla karşılanmışlardı. Yerliler, bunun karşılığında bir soykırıma uğradılar. Kolonyalistlerden sonra sayıları azalan Yerliler, bugün modern kapitalist şirketlere ve devlete karşı var olma mücadelesi yürütüyorlar. Adına “uygar” denilen dünyayı gerçekten uygarlaştırmak için. Oklarıyla, yaylarıyla tankların tüfeklerin polis ve askerlerin, aç gozlü kaçak odun kesicisi şirket ve kişilerin karşısına dikiliyor; ozgür yaşam geleneklerini canları pahasına savunuyorlar.

Kolonyalistler, beş yüz yıl önce bu kıtaya adım atarak, “yeni dünya” adını verdikleri bu yeri “keşfetmişlerdi.” Oysa, Latin Amerika topraklarında, yerli halkların kökeni yapılan arkeolojik araştırmalara ve bilim insanlarına göre, yirmi bin yıl öncesine kadar uzanıyor. Yani onlar açısından yaşadıkları bölge hiç de “yeni dünya” tanımına uygun düşmüyor.

Brasilia Üniversitesi’nden dilbilimci Aryon Rodrigues’e göre, sadece Amazonlar bölgesinde yaklaşık 240 farklı dil konuşuluyor. Bu diller, üç büyük dil ailesinden geliyorlar (1). O Brasil Indígena raporuna gore ise 274 değişik yerli dili ve 305 farklı etnik grup var (2).

Bu kıtanın acılı tarihi birçok kitapta anlatılır. Brezilya’ya Portekizliler, Fransız Guyanası’na Fransızlar, Surinam’a Hollandalılar, Guyana’ya önce Hollandalılar sonra İngilizler ve kıtanın diğer kalan bölümüne ise İspanyollar çıktılar. Bu Avrupalı kolonyalistlerin tümü, yerli katliamına bulaştı.

ABD ve Avrupa ülkeleri, onsekizinci yüzyıldan beri Amazonlar’ın uluslararası bölge ilan edilmesini istiyorlar. Aslında istedikleri, bu bölgenin kendileri tarafından denetlenmesi. Yıllar önce Brezilyalı bir bakan, ABD’ye şöyle seslenmişti: “Siz New York’u uluslararası bölge ilan edin. Biz de aynı şeyi Amazonlar’a uygulayalım.”
Amazon ormanları, yaklaşık 6 milyon km²’lik bir alana sahip ve dokuz ülkeye yayılıyor. Neredeyse Avustralya kadar bir ormanlık alan. Bu sekiz tane Türkiye kadar ormanlık bir alan demek aynı zamanda. Bu ormanların yüzde altmışı Brezilya’da bulunuyor. Gezegendeki tropik ormanların yüzde kırkı ve suyun beşte biri bu alanda bulunuyor. Bu sularda, bütün Avrupa’daki balık çeşitlerinden otuz kat daha fazla balık türü yaşıyor.

Ayrıca altmış bin çeşit bitki, üç bin çeşit balık, üç yüz elli üç memeli, yetmiş iki çeşit karınca tespit edilmiş(3).
Doğal bölgelerinde yaşayan bazı yerli halklar, paleolitik bir yaşam biçimini sürdürüyorlar. Bazı kabileler, kapitalist yaşam biçimini reddederek, hâlâ ilkel komünal bir tarzda yaşamaya devam ediyorlar. Amazonlarda hâlâ “keşfedilmemiş”, dünya ile temas kurmaktan kaçınan çok sayıda kabile var. Bazen yerliler, kendi doğal bölgelerine yol ya da iş alanı açmak isteyen hükümet güçleri veya büyük şirketler ile karşı karşıya geliyorlar. En son Bolivya ve Peru’da bu nedenle, devlet güçleri ile yerliler karşı karşıya gelmişlerdi. Yerliler, yüzlerce yıllık deneyimlerinden biliyorlar ki, ormana yol yapmak demek, “sömürgeci beyaz adamın”, şirketlerin ve onların silahlı adamlarının bölgeye gelerek huzuru bozmaları demek. Bu nedenle, yerli temsilcileri, birçok kez okları ve yaylarıyla, yüzlerine savaş boyaları sürünmüş bir biçimde başkent Brasilia’ya protestoya gittiler.

    “Benim arkamdan yürüme, belki ben liderlik etmeyi bilmem. Benim önümden de yürüme, belki seni izlemek istemem. Yanımda yürü, beraber yan yana yürüyelim.” (4)

Amazonlardaki bazı yerli kabileleri şunlardır:
• Arara
• Bororo
• Gavião
• Katukina
• Kayapó
• Kulína
• Marubo
• Sateré – Mawé
• Tenharim
• Tikuna
• Tukâno
• Wai-Wai
•Yanomami

Yerliler, daha çok Amazon bölgesinde olmakla birlikte, Brezilya’nın her yerinde yaşıyorlar. Benim bulunduğum Avrupalı orijine sahip güneyde bile, daha az sayıda da olsa yerli nüfus barınıyor. Birkaç yıl önce, ülkenin orta tarafında bulunan Mato Grosso do Sul eyaletinin Campo Grande kentinde yerli mahallesini ziyaret etmiştim. Mahalledeki yerliler beton evlerde yaşıyor, elbise giyiyor ve o kenttekilerden pek farklı yaşamıyorlardı. Asimile oluyorlar ve yeni nesil –dil kurslarına rağmen- dilini konuşmayı bilmiyor. Burada el ürünlerini (artesanato) sattıkları bir alan da var.

Onlar, ana toprağın ve ormanın uslanmaz çocuklarıdır. Asla baş eğmezler, ne gözleri altın altın bakan altın arayıcılarına, ne de kendi çıkarları için doğa katliamı yapan şirketlerin silahlı adamlarına. Onlar, ormanın ve “yüce ruhun” çocuklarıdır.

Birlikte avlanır, birlikte yerler doğanın o cömert sofrasından. Onlar, doğayla barışık, ortaklaşa bir hayatın gerçekleştiricisidirler.

Asimilasyon sürecinde Yerliler

Tarihçiler, 1500 yılından önce Brezilya’da üç-dört milyon yerlinin yaşadığını tahmin ediyorlar. O zamanlar, bu ormanlarda binden fazla değişik etnik gruptan yerlinin olduğu dile getiriliyor(5). Oysa bugün, soykırımdan geriye, yaşayan çok az yerli kaldı.

Brezilya’da, yerlilere yönelik “pozitif ayrımcılık” olarak nitelendirilen, bazı uygulama ve yasalar yürürlükte. Üniversitelerin yerli kotaları ve bursları var.

2010 nüfus sayımına gore, yerli topraklarinda yerli ya da kendisini yerli olarak kabul eden 896 bin kisi olduğu açıklandı. Bu nüfusun 324 bini kentlerde, 572 bini ise kırsal alanda yaşamını sürdürüyor. Yüzde 32.3 yerli nüfusuna mensup insanlar ne yazık ki hâlâ okuma yazma bilmiyorlar.

Kendi doğal alanlarından başka yerlere göç eden yerliler, yeni ortamlarına ayak uydurmakta zorlanıyorlar. Alkol de, asimilasyon sürecindeki bazı yerlilerin önemli problemlerinden birisi olmaya devam ediyor. Bazı yerliler, hükümetin onlara yardım olarak verdiği yiyecek yardım paketini satarak alkol alıyor.

Amazon ormanlarında ve orman yakımı

1960’lı yıllardan itibaren orman bolgesine yerleşen çiftçiler ve oduncular ormanlık alanları yakmaya ya da ağaçları kesmeye başladılar. Çiftçiler boylece tarıma elverişli alan açmaya çalışıyorlardı. Bunlar illegal olarak yapılan eylemlerdi. Daha sonraları günümüze dek buraya yerleşen kaçak odun kesicileri, çiftçiler ile yerliler arasında sık sık çatışmalar yaşandı, yaşanıyor.

Hükümet dışı bir organizasyon olan Amazonlar İnsan ve Çevre Enstitüsü’nun (O Instituto do Homem e Meio Ambiente da Amazônia (Imazon), raporuna gore; yalnızca Kasım 2014’de Amazon ormanlarındaki ormansızlaştırma oranı yüzde 427 oranında yükseldi.(6)

Bazen yerliler kendi bölgelerinden kaçak olarak ağaç kesimi yapan kişilerle çatışıyorlar. Bazı çete ve şirketler, kaçak ağaç kesimi yapıyor ve binlerce ton keresteyi bölgeden çıkararak satıyorlar.
Geçen seneye kadar, Amazon yağmur ormanlarındaki ormansızlaştırma olgusu, son 40 yıl içinde, 184 milyon futbol sahasına karşılık, yani 762.979 kilometre kare (km²) alana ulaştı. Amazon ormanları yalnızca 40 yılda bu kadar alan kaybetti.(7)

Mcdonald’s Amazon ormanlarında kaçak ağaç kesimi yapıyor

Greenpeace, geçenlerde ünlü restoran zinciri McDonalds’ın Amazon ormanlarının kaçak kesimini teşvik ettiğini açıkladı. McDonalds, bölgede tavuk çiftlikleri ve soya üretim alanları açılmasını da destekliyor. Bu da ormanların kesilmesi anlamına geliyor. Yani bu ülkede, McDonalds’ta yenilecek tavuk, daha fazla ağacın kesilmesi anlamına geliyor. Yine Greenpeace yeryüzü raporuna göre, sadece son dört yılda 77 bin m² ormanlık alan, kaçak olarak kesilerek tüketilmiş. Amazonlar’dan çıkan kerestenin, yüzde sekseninin kaçak olduğu tespit ediliyor.

2012 yılında çıkarılan Yeni Orman Yasası (Novo Código Florestal) daha çıkmadan once çevreciler, sosyal hareket aktivistleri ile hükümet arasında polemiklere neden olmuştu; yasa tasarısı kaçak ağaç kesimi yapan şirketlerin cezalarının affedilmesini getiriyordu. Bazı çevre orgütleri ve savunucuları, yasanın orman restorasyonu için çaba ve teşvik içermemesinden dolayı bir formalite olmaktan oteye gitmediğini düşünüyorlar.

Şirketler işçileri koleleştiriyor

Bu şirketler, ayrıca işçileri köleleştirerek çalıştırıyorlar. İşin ilginç yanı, kesilen ağaçların geliri onu kesen işçilere değil de, şirketlere gidiyor. Kaçak odun şirketleri o kadar güçlüler ki, bazı devlet görevlilerini bile rüşvetle satın aldıkları saptandı. Bu duruma karşı çıkan yerliler ve onların haklarını savunanlar da öldürülmüşler. Bunların en ünlüsü kuşkusuz sendikacı ve çevre hakları savunucusu Chico Mendes (Francisco Alves Mendes Filho d. 1944 – ö. 1988).

Bill Gates ve Steve Jobs’un Muhteşem Hikayesi!

  • 6.1.2018 11:29:34
  • 0 Yorum
  • 209

Teknoloji devlerinin unutulmaz patronları, insanlığın gelişimine ve tarihe büyük izler bıraktılar. Amansız bir rekabet ortamında, dostluk ve nefret çizgisi arasında gidip gelen Bill Gates ve Steve Jobs ilişkisine yakından bakıyoruz.

Dile kolay tam 30 yıllık bir geçmiş, dünyaya mal olmuş iki dev teknoloji şirketi ve bitmek tükenmek bilmeyen bir rekabet. Bazen temkinli müttefik, bazen nefret dolu stratejiler. Hepsi Steve Jobs’un vefat etmesiyle son bulmuş gibi görünüyor ama aslında öyle değil.

Bugün Apple olmadan Microsoft, Microsoft olmadan Apple’ın varlığından söz etmek neredeyse imkansız. Yıllarca “düşmancasına” bir dostluk yürüten Jobs ve Gates, bizlere bir çok şey bıraktılar. İşte bu tuhaf ilişkinin tarihi:
1. Bill Gates ve Steve Jobs her zaman düşman değillerdi. Microsoft, Apple II’nin PC’si için bir yazılım ortaklığına gitmişti. Gates ve Jobs Apple’ın ofisinde düzenli olarak bir araya gelip toplantı yaparlardı.

2. 80'lerin başında Jobs, devrim yaratan grafik arayüzüyle Apple Macintosh bilgisayarı için Microsoft yazılımlarını kullanmak istedi ve Gates’in yayına Washington'a gitti.

3. Apple’ın bütün platformlarının sınırlı olduğunu bilirsiniz. Bu fikri duyan Gates, hiç etkilenmedi: “Bu biraz garip bir ziyaretti. Bu ziyaret kendisinin artık bana, daha doğrusu şirketime ihtiyacının olmadığı manasına geliyordu. Buna rağmen ortaklığa katılmamıza izin vermiş gibi bir havası vardı.”

4. Macintosh'un piyasaya sürülmesinden sonraki ilk birkaç yıl boyunca, Microsoft ve Apple birlikte çalıştı. Bir noktada Gates, Mac için daha fazla çalışan görevlendirdiğinin altını çizdi. Microsoft'un Windows'un ilk sürümünü 1985'te duyurduğunda, zaten bitmek üzere ortaklık ilişkisi son buldu.

5. Jobs çok öfkeliydi ve Gates’i Microsoft'u Macintosh'tan koparmakla suçladı. Ancak Gates bunu hiç umursamadı.

6. Gates, Macintosh'un grafik arayüzü için, Xerox'un Palo Alto Araştırma Merkezi tarafından geliştirilen bir grafik arayüzünden ilham alındığını biliyordu ve Jobs’u hırsızlıkla suçladı. Bu noktadan sonra kurucular arasındaki bağlar iyice koptu. Jobs o günler hakkında "Gates utanmaz biri, bağlarımızı o koparttı” sözlerini sarf ediyor.

7. Karşılıklı aşık atışmaları ve nefret dolu bir ilişki. Artık seviye, birbirlerinin gençliğine ve geçmişine laf söylemeye kadar düşmüştü. Gates, Jobs’un bir insan olarak fazlasıyla kusurlu olduğunu söylüyor, onun çok tuhaf biri olduğunu dile getiriyordu.

8. Gates, “O gerçekten teknolojinin ne olduğunu bilmiyordu ancak, yaptığı işe dair muhteşem bir önsezisi ve içgüdüsü vardı” şeklinde konuşuyordu. Elbette arayı ısıtmak için değildi bu sözler.

9. 1985’te Jobs, Apple’dan kovuldu ve NeXT adında başka bir bilgisayar şirketi kurdu. Bu durum bile aradaki buzları eritmedi. NeXT hezimete uğradı ve Microsoft, bilgisayar üretimini tekeline alıp devleşti.

10. Jobs olmadan büyük bir düşüşe geçen Apple, NeXT’i satın aldı ve Jobs’ı tekrar görevinin başına getirdi. Kendisi “Microsoft hiçbir zevk vermiyor ve bir anlam ifade etmiyor. Ürünleri orijinal değil ve kültürel etmenlerden uzak” şeklinde konuşarak rekabeti kızıştırıyordu.

11. 1997'de Jobs tekrar Apple CEO'su oldu ve batmakta olan şirketini kurtaran Microsoft'a karşı hoşnutsuzluğunu gizlemek zorunda kaldı. Apple Macworld tanıtımında Bill Gates, uydu bağlantısı sayesinde büyük ekrana konuk oldu ve Apple, Microsoft’tan yatırım desteği aldığını açıkladı. Jobs ilerleyen zamanlarda Gates’in “koca kafasını” sahneye çıkardığı için pişman olduğunu söyleyecekti.

12. 2000’de Gates genel müdürlük görevini Steve Ballmer’a devretti. Jobs bu durumdan hoşnut kaldığını dile getirerek “Ballmer görevde olduğu sürece Microsoft'da herhangi bir şeyin değişeceğini sanmıyorum" sözlerini sarf etti.

13. Gates, "Apple’ın kapalı sistemde bütünleşik yaklaşımı, dümende Steve olduğu için iyi gidiyor. Ancak bu anlayış Apple’a ileride zafer kazandıramayabilir” açıklamasında bulundu. Çünkü Apple hem Mac hem iTunes gibi atılımlarıyla kükreyerek geliyordu.

14. Gates 2006'da hayırseverlik işlerine odaklanmak için Microsoft'tan ayrılmaya karar verdiğinde bile Jobs'un öfkesi dinmemişti: "Bill, temelde yaratıcı olmayan birisi ve hiçbir zaman bir şey icat edemedi. Bu yüzden hayırseverlik alanında teknolojiden daha iyi işler başaracağını düşünüyorum" dedi.

15. Zaman geçtikçe iki lider birbirlerine saygı duymaya başladı. 2007'de düzenlenen bir konferansta sahneye çıkan Gates, "Steve'in tarzına yakın birçok şey çıkartacağım” demişti. İlerleyen zamanlarda Jobs, Gates için şunları söyledi: "Yaptığı işlere hayranım ve çok etkileyici. Onunla çalışmaktan hoşnutum ve aslında sektöre yönelik iyi bir espri anlayışı var.”

16. Gates ve Jobs aslında içten bir dosttu. Gates iş hayatının sonuna yaklaşırken Jobs vefat etti ve kendisi için "Steve'e saygı duyuyorum, birlikte çalışmak zorundaydık ve birbirimiz her zaman destekledik. Bunların hiçbirisi beni rahatsız etmiyor.

17. Apple şu an dünyanın en değerli şirketi ve Gates muhtemelen vefat edene dek dünyanın en zengin iş adamı olarak anılacak.

Kaynak : http://www.businessinsider.com/the-bill-gates-steve-jobs-feud-frenemies-2017-6/#the-two-actually-reconciled-close-to-the-end-of-jobs-life-with-gates-becoming-a-personal-friend-of-the-apple-founder-after-jobs-died-gates-said-i-respect-steve-we-got-to-work- 

Victoria Dönemi ve Tarihi Gariplikler Furyası

  • 8.1.2018 16:47:34
  • 0 Yorum
  • 233

Victoria dönemi teknik bakımdan İngiltere tarihinin yükselişi olarak kabul edilir. Yaklaşık 64 yıl süren Kraliçe Victoria iktidarı, birçok tarihi gelişime ve değişime tanıklık etmiştir. Bu dönemde Sanayi Devrimi yükselmiş, İmparatorluğun zirvesi olarak kabul edilen yıllar yaşanmıştır. Dönemin İngiltere’sinde yaşanan bu başarı furyası aynı zamanda birçok garipliğe de ev sahipliği yapmıştır. Bu yazımızda Victoria döneminin kulağa çılgınca gelecek tuhaflıklarını inceleyeceğiz.

Victoria döneminin en belirgin ve en ağır suçu ise cinsellikti. Kraliçe Victoria’ya göre bunun sebebi Havva’nın Adem’i baştan çıkarmasıydı. Bu yüzden cinselliği hiç yokmuş gibi varsaydı Kraliçe, halkını da bu yönde yönlendirdi. Kraliçe cinsellik ile ilgili tüm olayları suç olarak sayıyor ve ağır cezalara başvuruyordu.  Victoria döneminde hayvanat bahçesinde ki hayvanlara dahil kıyafet giydirilirdi sebebi ise cinsel güdüleri hatırlatmasıydı. Cinsel güdüleri hatırlatan diğer bir etken ise İncil’di. Bu dönemde Kraliçe İncil’i yeniden yazdırdı.

Tamamen baskı içerisinde olan halk bu dönemde sessiz kalmak zorunda kalmış. Bu dönemde her ne olursa olsun göğüs kelimesini telaffuz etmek yasaktı. Tavuk göğüsü demek bile yasaktı, bunun yerine tavuk boynu deniliyordu. Kadınların göğüslerine ise bağır yada bacak deniliyordu, daha da kaba bir tabirle uzuv. Bu kadar abartılı müdahalenin elbette bir sonucu olacaktı, fakat bu sonuç oldukça ağırdı. Bu dönemde baskıların sonucu olarak; çocuk istismarı arttı,pornografi en yüksek seviyeye çıktı, cinsel yol ile bulaşan hastalıklar birçok kez can aldı.

Dönemde tüm ölümcül hastalıkların nedeni olarak cinsellik ve cinsel aktiviteler gösteriliyordu. Kraliçe Victoria çok önemli bir noktayı kaçırmıştı. Thames Nehri halkın içme suyu ihtiyacını karşılıyordu. Yıllarca insan dışkıları bu nehre atıldı. Ölü insanlar,ölü hayvanlar,çöpler ve atıklar bu nehirde toplanıyordu. Birçok insan bu dönemde dizanteri, kolera ve tifo yüzünden hayatını kaybetti. Bu ölümler gerçekleşirken herkes ölenlerin cinsellikten dolayı hayatını kaybettiğini düşünüyordu.

Bu yanlışlık 1860 yılında çözüldü. Victoria dönemi zenginlik ve ferahlık dönemi olarak bilinir fakat temizlik ve hijyen açısından sınıfta kalmıştır. 1891 yılında  Lady Harberton elbisesinin iki izmarit, dokuz sigara, domuz turtası, dört kürdan, iki toka, yarım ayakkabı tabanı, pipet, çamur, kağıt parçaları ve dışkı topladığı bildirilmiştir. Sokakların pisliğini gözler önüne serecek en önemli örnek bu olsa gerek.

Dönem çocuk ölümlerinin en çok yaşandığı dönemdir. Çocukların %50’si henüz 5 yaşına gelmeden ölüyordu. Bu ölümler gelişmiş metropollerden ziyade gecekondu tarzı yerleşim yerlerinde gerçekleşiyordu. Ölümlerin çoğunun gerçekleşme sebebi ise çocukların sokak hayvanlarını yiyecek kadar aç olmasıydı. Bir yas sembolü olarak ise aileler ölen evlatlarıyla sanki hayattalar gibi fotoğraf çektirip, resim çizdirirlerdi. Zenginler fotoğraf çektirirdi genelde fakirler ise çizim yaptırırlardı.

Dönemde edebiyat, kısıtlamalardan nasibini alsa da gelişmekten geri kalmamıştır. Hatta Ezel dizisi ile hayatımıza girip hepimizin dayısı olan Ramiz Karaeski, bu dönemde yazılmış Oscar Wild’e ait şiiri seslendirmiştir. Tuncel Kurtiz‘i rahmet ile anıp bu güzel şiir ile yazımızı sonlandırıyoruz.

Kulak verin sözlerime iyice,
Herkes öldürebilir sevdiğini
Kimi bir bakışıyla yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözlerle,
Korkaklar öpücük ile öldürür,
Yürekliler kılıç darbeleriyle!

Kimi gençken öldürür sevdiğini
Kimileri yaşlı iken öldürür; 
Şehvetli ellerle öldürür kimi
Kimi altından ellerle öldürür; 
Merhametli kişi bıçak kullanır
Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.

Kimi aşk kısadır, kimi uzundur,
Kimi satar kimi de satın alır; 
Kimi gözyaşı döker öldürürken,
Kimi kılı kıpırdamadan öldürür; 
Herkes öldürebilir sevdiğini
Ama herkes öldürdü diye ölmez.

Ripple, Western Union Haberleriyle Artışa Geçti

  • 8.1.2018 16:48:22
  • 0 Yorum
  • 212

XRP (ripple) isimli kripto para birimi, Western Union'un para transferleri için temel olarak blok zinciri kullanacağı söylentilerinin ardından büyük bir artışa geçtiği rapor edildi.

Ripple, çıkan haberler sonrasında %20 değerinde bir artış gerçekleştirdi. Western Union hisseleri ise %5'lik bir değer artışına sahip oldu. XRP'nin sahibi olan Ripple ve Western Union, geçmişte birlikte çalışmışlardı. 2015 yılında iki şirket, dağıtılmış ödeme protokolleri için bir program geliştirmeye çalıştı. Western Union ve Ripple'nin bir arada tekrardan çalışacağı kesin olarak doğrulanamasa da, Ripple resmi Twitter hesabı üzerinden, 2018 yılında üç büyük finans firmasının XRP'yi kullanacağını duyurdu.

Western Union, söylentilerdeki gibi XRP ile çalışmaya devam ederse ortaya çıkacak olan kriptokraside büyük kârlar elde edilebilir. Bir grup Japon bankada şu anda para transferlerinde Ripple'in blokaj zinciri teknolojisini test ediyor. Aynı zamanda, İngiltere merkezli Standard Chartered Bankası da Ripple'nin bir bölümüne sahip durumda. Aralık sonundan beri büyük değer artışı gözlenen XRP'nin değeri 3.10$. Toplam 120 milyar doların üzerinde bir değere sahip olan bu para birimi, BitCoin'in ardından gelen en değerli ikinci para birimi olmaya devam ediyor.

Şimdilik bu kripto para birimi, bit yorgunluğunun volatilitesi ele alındığında artmaya devam edeceğe benziyor. Bunlarla birlikte XRP'nin, para transferi konusunda geleneksel para birimlerinin yanında bir alternatif olup olamayacağını gözlemlemek gerekiyor. Sizce XRP kripto para biriminin geleceği ne yönde olur? Konu hakkında yorumlarınızı bekliyoruz.

Kaynak : https://www.digitaltrends.com/cool-tech/xrp-value-increases-western-union-rumors/ 

Tesla'nın Pickup Modeli Geliyor

  • 19.1.2018 17:38:03
  • 0 Yorum
  • 192

Tesla'nın Pickup Modeli Geliyor

 Tesla'nın kurucusu Elon Musk, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada elektrikli pickup modeli hazırlığında olduklarını dile getirdi. Tesla'nın kurucusu Elon Musk sosyal medya platformu Twitter'da elektrikli pickup isteyen kullanıcıya yönelik yaptığı açıklamada "Model Y'den hemen sonra bir kamyonet yapmaya başlıyacaklarını soyledi.  Ana dizayn/ mühendislik unsurları neredeyse 5 yıldır aklımda, yapmak için can atıyorum" dedi.

 Haziran ayındaki verilere  göre Model Y, Tesla'nın Model 3 aracı ve Model 3 sedan versiyonu ile aynı platform üzerine kurulacak. Dolayısıyla Model Y bildiğimiz Tesla araçlarından çok da farklı olmayacak gibi görünüyor.

 2019 yılı ortalarında üretilmesi beklenen Model Y'nin ardından Tesla, kamyonet piyasasına da el atacak. Tesla Semi'yi tanıttıktan sonra şirketin ticari kamyon, toplu taşıma otobüsleri, SUV ve kompakt spor araçlarını geliştirmek için bir ana plan üzerinde durduğu belirtiliyor.
   
 
 Tesla pickup Ford'un amiral gemisi F-150 pickup serisinden biraz daha büyük olacak. Musk, aracın beklenmedik sürprizlere yol açacağını  belirtti ancak herhangi bir teknik detay ya da özellik paylaşmadı. Esla pickup modelinin çıkış tarihi ise 2020 yılı olabilir.

Apple Dördüncü Büyük Bilgisayar Üreticisi

  • 19.1.2018 18:43:15
  • 0 Yorum
  • 211

Apple Dördüncü Büyük Bilgisayar Üreticisi

Her ne kadar daha çok iPhone modelleri ile gündemde yer alsa da Apple, Mac ürün grubuyla aynı zamanda yükselişteki bir bilgisayar üreticisi.
Son verilere göre teknoloji şirketi 2017 yılını en fazla bilgisayar satışı gerçekleştiren dördüncü marka olarak kapattı. Toplamda 19 milyon 661 bin ünitelik sevkiyat gerçekleştiren şirket, Acer, Asus gibi üreticileri geride bıraktı.

Öte yandan Apple’ın pazar payı yüzde 7,6 olarak kaydedildi. Önceki yıla kıyasla satışlarını bir milyon ünitenin üzerinde artıran üretici, pazar payını da 0,5 puan artırmayı bildi.

Peki listenin zirvesinde kimler var? HP, 58 milyon 800 bin adetle 2017’yi ilk sırada kapattı. Takipçisi ise Lenovo, Çin merkezli teknoloji devinin sevkiyat adedi 54 milyon 857 bin seviyesinde. Dell üçüncü sırada ve ulaştığı rakam 41 milyon 821 bin adet. İlk üç sıranın devamından itibaren ise rakamların 20 milyon ünitenin altında seyrettiği bu kıyasıya  rekabet pazarında dikkat çekiyor. Bu durum  küresel rekabette ilk üç sırayla sonraki şirketler arasında önemli bir fark olduğunu bize gösteriyor.