PİSİKOLOJİ - BEYİN

Cep Telefonu İnsan Olsaydı

  • 7.8.2018 12:44:58
  • 0 Yorum
  • 80

İstanbul Üniversitesi (İÜ) doktora öğrencileri  tarafından üniversitede okuyan gençlerin cep telefonunu nasıl algıladığını ortaya  çıkarmak amacıyla yapılan araştırma, katılımcıların yaklaşık yarısının cep  telefonunu "arkadaş" olarak gördüğünü ortaya çıkardı. 

İÜ'den yapılan açıklamaya göre, üniversitenin İletişim Fakültesi  Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nilüfer Sezer ve Bölüm  Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Seher Er yönetiminde Sezgin Savaş, Banu Altun, Esra  Büdün, Gökhan Tekin, Gülistan Elmacıoğlu’nun aralarında bulunduğu doktora  öğrencileri tarafından üniversitede okuyan gençlerin cep telefonunu nasıl  algıladığını ortaya çıkarmak amacıyla bir araştırma gerçekleştirildi. 

Araştırma kapsamında, Kırklareli ve İstanbul'da 320 kişiyle yüz yüze  görüşme yapıldı.

Araştırmada, "Cep telefonunun eğitim durumu ne olabilir?" sorusuna,  katılımcıların yaklaşık üçte biri "lisansüstü eğitime sahip olabileceği" yanıtını  verirken bu cevabı, yüzde 21,9 ile "okuryazar olabileceği" ve yüzde 12,8'i ile  "üniversite mezunu olabileceği" cevabı izledi. Cep telefonlarının cinsiyeti konusunda yöneltilen soruda ise  öğrencilerin yüzde 54,4’ü "kadın", yüzde 45,6’sı da "erkek" şıkkını işaretledi.Araştırmada, üniversitede okuyan gençlerin yüzde 58,4'ünün günde 1-5  saat arasında, yüzde 26,3’ünün günde 6-10 saat, yüzde 9,7’sinin ise 11 saatten  fazla cep telefonu kullandığı sonucuna ulaşıldı.

Kalbimizin Kırılmasının Beynimize Etkisi

  • 22.2.2018 13:36:07
  • 0 Yorum
  • 172

Kalp her zaman beyni yönetmiştir.
Kalbinizin kırılması dramatik duygusal acılara neden olur. Öyle ki bu acıyı tüm benliğimizde hissederiz. Kalbimiz kelimenin tam anlamıyla ağrıyormuş gibi hissedebiliz.Bu yüzden daha önceki kalp kırıklıklarımıza başvuruyoruz, neler hissettiğimizi hatırlıyoruz. Ancak içten içe kırgınlık duyguları kalbimizin fiziksel mahallesine odaklanırken, asıl endişelenmemiz gereken organ beynimizdir. Neden mi?

Kırgın olduğumuzda beyin reaksiyonlarımız ağır tepkiler verir ve bu tepkilerin sebebi kalbimizin kırılmasıyla oluştuğunu düşündüğümüz korkunç semptomlardır. Kalbimiz kırıldığı zaman yaptıklarımızı, düşündüklerimizi ve hissettiklerimizi anlamak, aradığımız cevapları yönetmeyi ve iyileşmeyi sağlar.


Kalbimiz kırıldığı zaman beynimizde çok şey olur; ancak o anda etkilendiğimiz üç büyük alan vardır:

1.Fiziksel acı gibi hissettiren duygusal acı; kalbi kırılmış insanlarla yapılan MR çalışmaları, zihnin, beyinde fiziksel acı yaşadığımızda harekete geçen mekanizmalara benzer mekanizmaları harekete geçirdiğini ortaya koymuştur. Hatta bazı bilimsel çalışmalarda duygularımızda hisstettiğmiz o ağrının neredeyse dayanamayacağımız fiziksel ağrılar kadar kötü olabileceğini ve bizim kötü etkileyeceğini açıklıyor.

Biraz düşündüğümüzde ; fiziksel ağrılarımız  ilaçlar ve benzeri yollarla kısa sürede geçebiliyorken yaşadığımız bir ayrılıktan ötürü duyduğumuz kalp acısı saatlerce sürüyor.

2. Bağımlılık gibi çekilme belirtileri: Diğer MR çalışmaları, kalp krizinin, bağımlıların kokain ve opioid maddelerden çekilmesi durumunda aktif hale gelen beyindeki aynı mekanizmaları harekete geçirdiğini bulmuştur. Bu güçlü geri çekilme belirtileri (sevginin kaybolmasından), en geniş anlamda düşünme, odaklanma ve işlev yapma kabiliyetimizi etkiler. Bir bağımlının geçici olarak anormal zihinsel durumda olduğunu anladığımız için, işlerinde ya da kişisel hayatlarında işlev göstermelerini asla beklemeyiz.Kalbin kırılma olayını bu olaylarla aynı kefeye koymamız kendi beklentilerimizi ve insanların bizden beklentilerini bir kez daha düşünmemiz gerekiyor.

3. Bizi sıkıştıracak davetsiz düşünceler: Kalbimiz kırıldığında beynimiz, eski düşüncelerimizi istila eden müdahaleci düşünceler üretir. Bu düşünce; zihinsel bir imaj, bir konuşma parçası, bir anı veya başka bir hatırlatıcı olabilir. Bu acıyla mücade etme düşüncesini aklımıza  getirdiğimizde daha fazla yara almamızı sağlar ve acımızın şiddetinini  arttırır yeniden doğmasını tetikler. Bu müdahaleci düşüncelerin belirli bir saatte düzinelerce oluşabileceği ve bizi ne kadar gerginleştirebileceği göz önüne alındığında, çoğumuzun neden acı çektiğini ve zamanında iyileşmek için mücadele ettiğini açıkça görüyoruz.

Kalp kırgınlığımızla birlikte oluşuveren bu acılardan kurtulurken karakterimiz üzerine de etkileri olacaktır. Ayrıca beyin yapımız bizi istemmiz dışında sürekli sorgulama ve düşünmeye iter,gerçekten bunu başarabilirsek kalp kırıklığı hakkında daha deneyimli olur ve savaşa tam tedarikli hazır olmuş oluruz.

 

 

Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu

  • 18.12.2017 17:04:44
  • 0 Yorum
  • 236

Dissosiyatif kimlik bozukluğu bir çeşit psikolojik rahatsızlıktır. Dissosiyatif kişilik bozukluğu özellikle çocuklarda sıklıkla görülen rahatsızlıklardan birisidir. Hayat stresinin olanca hızıyla artması toplum içerisinde çok sayıda kişinin psikolojik sorunlar ile mücadele etmesine neden olmaktadır ve dissosiyatif kimlik bozukluğu da bunlardan birisidir. Dissosiyatif kişilik bozukluğu nedir diyecek olursanız bu rahatsızlığın genel olarak bellek, algı, çevre ve kimlik odlularında ciddi bir dengesizleşmenin meydana gelmesidir diyebiliriz. Tıp dünyasında bu rahatsızlığa kimlik bölünmesi de denilmektedir.

Dissosiyatif kişilik bozukluğu belirtileri arasında kişinin kendi öz kişiliğini tamamen unutup başka bir kişiliği benimsemesi baş sırada yer alır. Uzmanlar insanların geçirmiş olduğu travmaların dissosiyatif kişilik bozukluğunu tetiklediğini belirtiyor. Bu hastalık ile mücadele edenleri analiz ettiğimizde özellikle cinsel istismara uğramış olan kişilerde bu problemin daha çok ortaya çıktığını görmekteyiz. Kişi geçmişte yaşamış olduğu kötü şeyleri başka bir kimliğe bürünerek unutmaktadır. Derin bir travma söz konusu olduğundan dolayı dissosiyatif kişilik bozukluğu tedavisi aşırı derecede uzun sürmektedir. Dissosiyatif kişilik bozukluğu yaşayan kişiler sadece bir tane farklı kişiliğe bürünmezler. Bu hastalık vakalarında birden fazla karaktere bürünen kişilerin olduğu biliniyor. Bir karaktere bürünüldüğünde dissosiyatif kişilik bozukluğu olan kişi daha önce bürünmüş olduğu karakterleri unutmaktadır. Bu sayede yaşanılan kötü şeylerin unutulduğu bilinmektedir. Hasta bu sayede acılarına son vermiş olsa da kişinin geçmişini silmesi ciddi problemleri beraberinde getirmektedir.

Dissosiyatif kişilik bozukluğu kendi içerisinde dissosiyatif amnezi, dissosiyatif kimlik bozukluğu, dissosiyatif füğ, depersonalizasyon bozukluğu ve dissosiyatif bozukluk şeklinde çeşitli bölümlere ayrılmaktadır. Dissosiyatif kişilik bozukluğu türleri her ne kadar alt dallara ayrılsa da olayın temelinde kişinin kendisini tamamen unutması yer almaktadır. Dissosiyatif kimlik bozukluğu vakalarında en korkulan şey kişinin birden fazla karaktere bürünmesidir çünkü kişi bir karakterden başka bir karaktere geçiş yaptığında önceki karakteri hiçbir şekilde hatırlamamaktadır. Dissosiyatif kişilik bozukluğu bir süre sonra kendiliğinden ortadan kalksa da çoğu vakanın aşırı derecede zor iyileştiği biliniyor. Rahatsızlık ortadan kaldırıldığında hasta herhangi bir şey hatırlamamaktadır. Yani kişinin bürünmüş olduğu kişilikleri hatırlaması söz konusu değildir.

Dissosiyatif kişilik bozukluğunu hastalığının gözlemlenen belirtileri arasında bayılma şiddetli ağrılar bulunmaktadır. Bu hastalığın pençesinde olan kişiler aşırı derecede mutsuz ve gerginlerdir. Muzsuzluk beraberinde sinirliliği getirmekte ve kişi zaman zaman çevresine karşı sert tutum içerisine girebilmektedir. Kişilik arası geçişler kişinin ayrıca sosyal çevresinden kopmasına ve beraberinde ciddi anlamda yalnızlaşmasına neden olmaktadır. Dissosiyatif kişilik bozukluğu vakaları incelendiğinde kimi zaman şizofrene benzer belirtilerin ortaya çıktığı görülmektedir. Etrafta herhangi bir ses olmamasına rağmen kişi çeşitli sesler duyduğunu iddia eder. Zaman zaman hasta olan kişinin duymuş olduğu be seslere yanıt verdiği de gözlemlenmektedir.

Kişilik Bozukluğu

Dissosiyatif kişilik bozukluğu yukarıda da belirttiğimiz gibi özellikle yaşı küçük olan kişilerde daha fazla görülmektedir. Durumun böyle olmasındaki en büyük neden çocukların kişiliklerinin tam oturmamış olmasıdır. Kişiliği oturmuş olan kişilerde bu rahatsızlığın görülme ihtimali aşırı derecede düşüktür. Dissosiyatif kişilik bozukluğu erken dönemlerde teşhis edildiğinde verilen çeşitli ilaçlar ile hastalığın etkilerinin ortadan kaldırılması mümkündür ancak hastalık aşırı derecede ilerlemişse bu tip durumların ilaçlar ile tedavisi pek mümkün olmadığından dolayı hasta olan kişi hastaneye yatırılarak gözlem altında tutulur.

Ben Deli Miyim?

  • 15.12.2017 16:28:34
  • 0 Yorum
  • 314

Psikolojik destek alması önerilen herkesin ilk aklına gelen sorudur kuşkusuz, ben deli miyim sorusu?

Delilik, insanlık tarihine mal olmuş bir kavramdır, sadece bilimsel bulgular eşliğinde deliliğin tanımı yapılmıştır. Delilik kısaca tanımlamak gerekirse gerçeği değerlendirme yeteneğinin kaybolmasıdır, yani kişi gerçeği değerlendireme yetilerini, zihinsel işlevlerini kaybetmiştir, algıları bozulmuştur. Kim olduğu, nerede olduğu, yakınlarının ona zarar verme olasılığı olan insanlar olabileceği, takip edildiği, düşüncelerinin okunduğu hatta çalışndığı, düşüncelerinin dinlendiği ve tv radyo aracalığıyla yayınlandığı gibi bir dizi hezeyan ve halisünasyonla seyreden akıl hastalıkları toplum tarafından “delirme” olarak tanımlanır. Sadece bu tip problemleri olan insanların psikoloğa, psikiyatriste gitme ihtiyacı hissettiği var sayılır. Ve yazık ki gelişmekte olan bütün ülkelerde olduğu gibi bizim ülkemizde de bu sorun hala aşılamamıştır.

Gelişmekte olan ülkeler boşuna denilmemiştir sanırım, bu anlamda bizim ülkemiz tıpkı bir çocuğun gelişim evrelerini tamamlaması gibi, hala geliştiğini ispatlayamamış bir ergen gibidir..hala ülkemizde bilimsel konular çok az rağbet görmekte, hurafeler, batıl inançlar, hocalar, hacılar, burçlar bile psikolojik yardım konusunda en çok başvurulan konular ve şahıslardır. Kişilerin inançları psikoloji söz konusu olduğunda hep bilinmeyen dışsal güçler tarafından kişinin yönlendirdiği şeklindedir. Bu tarz inanışın orta çağda, yani bundan yüzyıllar önce bilimin gelişmediği dönemde, obsesyon yani takıntı yani evham hastası olan bireylerin, içlerine şeytan girdiği düşüncesiyle yakılması gibi cehaletin göstergesidir. Nasıl ki bu insanlar hasta oldukları anlaşılmadığı için yakılarak öldürüldüler, aynı şekilde bu çağda bu devirde, bu kadar bilimsel kaynak varken insanların hala hoca hacılara gidip psikoloğa gitmeyi delilik olarak görmesi aynı ilkel düşüncenin devam ettiğinin göstergesidir.

Bu konuda sorun yaşayan insanları suçlamamız söz konusu değildir elbette. Burada belirtmek istediğimiz genel bir bakış açısının çarpıklığıdır. Bilgi eksikliğidir. Bizim danışanlarımızda gözlemlediğimiz ilk veri budur. Kişi cesaretini toplamak için aylarca kendisiyle savaşıp, en son direnemediği noktada yani tükendiğinde terapiye gelme cesaretini gösterebilmektedir.

AMA NEDEN? BİLGİ EKSİKLİĞİ ŞUDUR;

Bilgi eksikliği diyebiliriz ya da bilgi kirliliği.. delilik nedir ne değildir?

Bizim genel olarak danışanlarımıza ilk anlattığımız konu budur.. Psikiyatrik hastalıklar, psikoz grubu hastalıklar, psikolojik problemler yani nevroz grubu problemler..

Nedir bu psikoz nevroz ayrımı konusuna gelirsek.. PSİKOZ dediğimiz hastalıklar, şizofreni gibi genetiği olan, ya da madde kötüye kullanımına bağlı olarak gelişen, kişinin gerçeği değerlendirme yeteneğinin bozulduğu, yani kim olduğu, çevresinde olup bitenlerle ilgili algılarının bozulduğu, halisünasyon ve hezeyanlarla seyreden kişinin sosyal işlevsel hayatını etkileyen, yani çalışmasını ve ilişkilerini bozan akıl hastalıklarına biz psikoz diyoruz. Halk adıyla delilik, mecnun olmak bu tür durumlar için etiketlemelerdir. Yani her ruh sağlığıyla ilgili sorun yaşayan bireyin deli olması, az önce saydığımız semptomlarla etiketlenmesi gerekmez.

Yine gelişmekte olan bizim gibi ülkelerde bu durum yani ruhsal olarak çökkün hissetmek, ya da panik atak denilen kaygı problemleri yaşamak, ya da ilişki sorunlarından dolayı çıkmazda hissetmek ve depresif hissetmek, delilikle eşdeğer tutulup destek almak konusunda bireyler çekingen kalmakta, hatta ülkemizde sonucu intiharla sonuçlanan bir çok acı kayıp yaşanmaktadır.. yazık kii…

GELELİM PSİKOZ NEVROZ AYRIMINA…

Yukarıda belirttiğimiz gibi, delilik diye tanımlanan psikoz grubu hastalıklardır. Gerçeği değerlendirme yetisinin kaybolduğu problemlerdir. Nevroz grubu hastalıklarda gerçeği değerlendirme yetisi psikozda olduğu gibi bozulmaz ve en önemlisi herkesin başına gelebilir.. grip olmak gibi. Yani hepimiz üşütünce grip olabiliriz, tıpkı bunun gibi, insanız ve duygularımız var, hepimiz önemli yaşam olayları karşısında duygusal tepkiler verebiliriz, bu duygularımızda aşırılık olabilir, kontrol edemediğimiz bir durumla karşı karşıya gelebilir, bununla başa çıkamayabiliriz. Bu durumda kendi kendine bireyler bir iç muhasebe yapıp kendi kendilerine şunu söyleyebilir; “ ben güçlüyüm, bu duruma yenilmemeliyim” ve fakat kişi bu durumu aşamadığını bilir ve bu durumu yenilgi güçsüzlük olarak algılar göreceli olarak, yardım almaktan kaçınır.. yıllarca bilincine ve bilinç altına işlemiş gerçek dışı anlamsız telkinlerden kurtulamaz, “ ben deli miyim, psikoloğa deliler, psikolojisi hat safhada bozuk insanlar gider” diye düşünür, bunu en yakınıyla bile paylaşmaktan çekinir, müthiş bir çatışma yaşar, aşamaz, kendini cezalandırır, ya çok uyur , ya çok yer, ya da uykuları kaçar, iştahı kesilir, kendisini sevdiği insanlardan izole der, tek başına yavaş yavaş dolaylı bir intiharı seçer ama yardım almayı göze almaz.. alamaz..

Bu dolaylı intihar çoğu zaman amacına ulaşır, alkolizm boyutuna, madde kötüye kullanımı( ki buna anti depresan ilaçlar da dahil), obezite, hızlı araç kullanma, sosyal izolasyon ve yalnızlık psikolojisiyle kişinin kendisini bazen çok hızla tüketmesiyle son bulur. Dolaylı intiharlardan bahsediyorum, direk intiharları saymıyorum bile..

Kişi çevresiyle çok uyumlu da görünebilir, bir çok negatif düşünce, duygu, hatta takıntılar, anlamsız kişinin kendisine bile garip gelen beynine üşüşen abzürt bir çok düşünce en yakınlarından gizlenir, kişi rol yapar, uyum için kendisini aşırı zorlar, ataklar geçirebilir, boğuluyor hissi, her an kötü bir şey olacak hissi, kontrolü kaybetme korkusu, delirme hissi yaşayabilir, yine de bu duygularını baskılayıp uyum sağlama zorunluluğu hisseder, yoksa deli damgası yiyecektir, kaçınılmaz sondan korktuğu için uyum zorunlu hale gelir, ama kişi kendi içinde kendi düşünce ve duygularıyla uyumsuz hissettiği bir dünyayı var ettiği için en büyük sıkıntıları göze alarak problemi derinleştirmektedir.. kar topu çığ olmaya başlar, kişi bu sürecin farkına varmadan kendisiyle yüzleşmekten kaçarak problemi kronikleştirmektedir.

ÖZETLE..

Bütün bunlara hiç gerek yoktur, insan bio-psiko-sosyal bir varlıktır. Yani biyolojik yanımız neyse,, yani,, yemek içmek ne kadar önemliyse psikolojik sağlığımız ve sosyal yanımız da bir o kadar önemlidir..yahu ben depresyondayım ama önemli değil, panik atağım ama boş ver, obsesyon dedi doktor aman canım geçer demek, yemek yemesek de olur demek kadar anlamsız bir boş verme psikolojisidir.

YANİ YİNE ÖZETLE.

PSİKOLOJİK PROBLEMLER DELİLİK DEĞİLDİR, DESTEK ALINMADIĞINDA ÇIĞ OLUR ALTINDA KALIRIZ, ÇÖZÜMSÜZ KRONİK HASTALIKLAR HALİNE GELEBİLİR.

Son derece doğal, son derece insani sorunlarımız olabilir, unutmayalım ki psikoloğa gitmek gelişmiş beyinlere sahip bireylerin sorun çözme yöntemidir, bu durum bütün gelişmiş ülkelerde böyledir. Delilik değil, aksine kendini çözme eğiliminde olan, ilişkilerini analiz edebilen, eğitimi her ne olursa olsun hayatı sorgulayan bireyler psikoterpiden çok fazla yarar sağlarlar.. psikiyatrik ilaçlar, tıkanan bir lavabodaki suyun taşmasını bir süre engelleyebilir, ama tıkanıklığın gitmesi düşüncelerin değişmesiyle yani psikoterapiyle mümkündür.

İçinden çıkılmaz sıkıntılarınız varsa, aşamadığınız ilişki problemleriniz varsa, evlilik sorunsa ilişkiniz kötüyse, cinsel problemleriniz varsa, ya da kalbiniz ya da beyniniz sizi dinlemiyorsa, bir bakıma ne düşüncelerinizi ne de kalbinizin atışını kontrol altına alamıyorsanız, hastalanmaktan korkuyorsanız, ölüm korkunuz fobi derecesinde hayatınızı ele geçirmişse, aşamadığınız duygusal gel gitler yaşıyorsanız ve son çare olarak ölümü bile düşünüyorsanız..

Hiç düşünmeden bir destek alın, siz deli değil aksine yaşamı sorgulayan insanlarsınız. Yani siz nevrotik problemler yaşayan zeki, aklı başında bireylersiniz.

Gelişmiş ülkelerde her bireyin aile hekimi gibi aile psikoloğu vardır, bunu unutmayın, normalleşmek için gelişmeye ihtiyacımız var, sağlıkla kalın..

kaynak:tavsieediyorum

Ruh Sağlığı

  • 23.11.2017 13:13:43
  • 0 Yorum
  • 251

Ruh Sağlığı 

Sağlıklı olmak bir bütün olarak değerlendirildiğinde, fiziksel sağlık yanında ruh sağlığının da kritik öneme sahip olduğunu belirtmek gerekiyor. Ancak söz konusu ruhsal durum, fiziksel sağlıkta olduğu gibi somut verilere dayanmadığı için, daha zor ve çözülmesi de daha karmaşık bir hal alabiliyor. Bu nedenle öncelikle ruh sağlığı tanımını yapmak ve bunu bozan etkenlerle devam etmek olumlu sonuçlar almak açısından bir hayli önemli.

Genel bir ifadeyle ruh sağlığı, kişilerin kendisi, çevresindeki kişiler ve toplumun diğer kesimiyle barış içinde olmasıdır. Uyumluluk, denge kurabilme, bu denge için gereken çabanın sarf edilmesi, ruh sağlığı tanımında belirleyici maddelerdir.

Ruh Sağlığını Bozan Etkenler

Duyguların en temelde insan davranışlarını yönlendirdiği düşünülürse, öfke, kaygı, üzüntü gibi ruhsal durumların gerekenden fazla olması halinde ruhsal dengenin bozulmasından bahsedilebilir. Birbirine bağlantılı şekilde ruhsal bütünlüğün sekteye uğraması anlamına gelen bu duruma bazı olay ve olgular neden olur.

Engellenme: İstenen hedefe ulaşılmasının engellenmesi durumudur. Bu hedef farklı şekillerde kendini gösterebilir. Örneğin fiziksel engeller yağmur, kar, yol mesafesi, yangın gibi fiziksel olay ve nesneleri ifade eder. Bu engellerin etki dereceleri de farklıdır. Bazıları günlük yaşamda sıkça karşılaşılan durumlar olabilirken bazıları daha nadir görülebilir. İkinci olarak, sosyal ve yasal engellerden bahsedilebilir. Bir kişinin amacına ulaşmasını engelleyen kanun, toplumsal değer gibi sosyal konuları kapsar. Örneğin bankada işlem yaptırmak isteyen kişilerin sıra beklemesi gibi… Bekleme süresi uzadığında engellenmişlik hissi de artacaktır. Son olarak da kişinin kendisinden kaynaklanan engellemelerden bahsedilebilir. Bu engelleme türünde kişinin kendi gerçekçi olmayan beklentileri engellemenin kaynağıdır. Örneğin boyu çok kısa olan birinin basketbolcu olmak istemesi ve bunun olmaması halinde engellenme duygusuna kapılması?

Hayal kırıklığı: Engellenmişlik duygusunun en çok yaşandığı durumlardan birisidir. Bir kişi ya da duruma anlam verilmesi, beklentiye girilmesi ve sonuç olarak beklentinin karşılanmaması durumdur. Örneğin iş yerinde uzun süre boyunca terfi beklemek ve hak ettiğini düşünmek, ancak bunun hak etmeyen başka bir kişi tarafından alınması.

Çatışma: Aynı anda ulaşılması imkânsız görünen iki farklı güdüden birini seçememek ve bunun getirdiği kararsızlık halinin yarattığı durumdur. Bunlardan birisinin doyumu diğerin engelleyecektir. Örneğin elinizde kalan son parayla bir yandan kıyafet almak istemeniz diğer yandan aylık yol paranızda kullanmanızın gerekmesi çatışma yaratacaktır. Bunlardan birini karşıladığınızda diğeri için engellenme durumu hissedilir.

Kaygı: Kaygı korkudan farklı olarak değerlendirilmesi gereken bir konudur. Korku, belirli bir dış etkenden, genellikle kısa süre için korkma, endişelenme ve savunmaya geçme halini ifade eder. Kaygı ise, kaynağı daha çok zihinsel olan ve geçmişte yaşanan olaylara bağlı olarak meydana gelen bir durumdur. Hafifi derecede kaygı herkes için normal kabul edilebilir. Hatta bazı kararların uygulanması için de faydalı olarak kabul edilebilecek bir durumdur. Ancak kaygının aşırı olması hali, sağlıklı düşünmenin önüne geçecektir. Kaygı düzeyi bozulan kişilerde düşünce ve davranışlarda çelişki, depresyona meyillilik, daha ileri seviyede anksiyete ve paranoya gibi ruhsal hastalıklar görülebilir.

Stres : Ruh sağlığını tehdit eden bir diğer etken, hemen herkesin aşina olduğu strestir. Stres, kaygı gibi normalden fazla düzeyde olduğunda sorun yaratır. Ancak genetik nedenler ya da çevresel etkenler nedeniyle bazı kişilerde stresin daha yüksek düzeyde görülmesi mümkündür. Stresin normalden daha fazla olması durumu kaygı sürecinin de başlangıcı demektir.

 

Narsist Kimdir?

  • 1.11.2017 11:20:23
  • 0 Yorum
  • 483

Narsistlik son zamanların en önemli kişilik bozukluklarından biridir ve kişi kendisi bu durumu kabul etmeyerek, tedaviden uzak hastalığını arşa değin yaşamaktadır.

Şimdi biraz narsist davranış özelliklerini inceleyelim.

Narsisizm sözcüğü, ünlü odaklı kültürümüzde, çoğunlukla kendisini aşırı derecede seven ve öven kişiler için kullanılır. Ancak psikolojik açıdan, narsisizm kendini sevme anlamına gelmez. Narsisistik kişilik bozukluğuna (NKB) sahip kişilerin kendilerinin idealize edilmiş, ihtişamlı bir imajına aşık olduklarını söylemek daha doğrudur.

Narsisistik kişilik bozukluğu (NKB), benmerkezci ve kibirli düşünme ile buna uygun davranış kalıpları taşıyan, diğer insanlara karşı empati kurmaya ve onları düşünmeye ihtiyaç duymayan, kendilerine aşırı hayranlık duygusu besleyen tiplerdir. Diğerleri sıklıkla NKB’li kişileri beceriksiz, manipüle edici, bencil, patronluk taslayan ve talepkar olarak tanımlarlar. Bu düşünce ve davranış biçimi, narsisistin hayatının her alanında görülür: iş ve arkadaşlıktan aileye ve aşk ilişkilerine kadar.

Narsisistik kişilik bozukluğu olan insanlar davranışlarını değiştirmeye aşırı derecede direnirler, hatta bu yüzden birçok sorun yaşarlar. Onların eğilimi suçu başkalarına çevirmektir. Dahası, son derece hassastırlar ve kişisel saldırı olarak gördükleri en ufak eleştirilere, anlaşmazlıklara ya da algılanan küçümsemelere bile kötü tepkiler gösterirler. Narsisistin yaşamındaki insanlar için, sadece öfkesinden kaçınmak için bile taleplerini yerine getirmek daha kolaydır.

Narsisistik kişilik bozukluğunun belirtileri nelerdir?
Kendini büyük görme duygusu

Kendini büyük görme, narsisizmin belirleyici özelliğidir. Sadece kibirli olmanın ötesinde büyüklük, gerçekçi olmayan bir üstünlük duygusudur. Narsisistler, eşsiz olduklarını veya “özel” olduklarını düşünürken diğer taraftan yalnızca diğer özel insanlar tarafından anlaşılabildiklerini de düşünürler. Dahası, onlar ortalama ve sıradan insanlara nazaran çok iyidirler. Sadece yüksek statü sahibi diğer insanlarla, mekanlarla ve şeylerle ilişkilendirilmek isterler.

Narsisistler ayrıca, herkesten daha iyi olduklarını ve bu tanınırlığın kazanılması için hiçbir şey yapmadıklarında bile insanların dikkatini çektiklerini düşünürler. Sıklıkla başarılarını ve yeteneklerini abartırlar, üstelik bunu kanıtlamak için yalan söylerler. İş veya ilişkiler hakkında konuştuklarında, duyacağınız tek şey, ne kadar yaptıkları, ne kadar harika oldukları ve yaşamlarındaki insanların onlara ne kadar çok şanslı olduğunu söyledikleridir. Onlar tartışmasız parlayan yıldızdırlar ve diğer herkes sönük bir yıldız olmaktan ibarettir.
Büyüklük sanrılarını destekleyen fantezi dünyasında yaşama

Gerçeklik, kendi görkemli görüşlerini desteklemediğinden narsisistler, kendini aldatan ve büyülü düşüncelerle donatılmış bir fantezi dünyasında yaşarlar. Sınırsız başarı, güç, parlaklık, çekicilik ve kendilerini özel hissetmelerini sağlayan ideal aşk, fantezilerinin devam etmesini sağlar. Bu fanteziler, onları iç boşluk ve utanç duygularından korur; dolayısıyla, onlarla çelişen gerçekler ve görüşler atlanır veya rasyonalize edilmez. Fantezi dünyasını bozacak veya tehdit edecek her şey aşırı savunmacılık ve hatta öfke ile karşılanır, bu nedenle narsisistlerin etrafındaki insanlar gerçeklikleri ifade etmemeyi öğrenirler.
Sürekli övgü ve hayranlara ihtiyaç duyar

Bir narsisistin üstünlük hissi, sürekli bir alkışla beslenen ve alkış olmadan havasını kaybeden bir balon gibidir. Arada sırada yapılan iltifat yeterli değildir. Narsisistlerin egoları için sürekli yiyeceğe ihtiyaçları vardır; bu nedenle, kendilerinden özür dilercesine hayranlık sunmaya istekli kişilerle kendilerini motive ederler. Her şey hayranın narsisist için ne yapabileceği ile ilgilidir. Hayranın dikkati ve övgüsü kesintiye uğrarsa ya da azalırsa, narsisist onun kendisine ihanet ettiğini düşünür.
Hâkimiyet hissi

Kendilerini özel olarak gördükleri için, narsisistler olumlu muamele beklerler. Gerçekten, istedikleri her neyse, almaları gerektiğine inanırlar. Çevrelerindeki insanların, her dilek ve heveslerine otomatik olarak uymasını beklerler. Onların tek değeri budur. Onların her ihtiyacını tahmin edip karşılamıyorsan işe yaramazsın demektir. Ve onların iradesine meydan okumak için cesaretiniz varsa veya “bencilce” bir şeyler kazanmak istiyorsanız, kendinizi saldırganlık, öfke veya soğukluk için hazır tutmanız gerekir; çünkü narsisist insanlar kendi ihtiyaçları karşılanmadığı sürece kimseye tek taraflı iyilik yapmazlar.
Suçluluk ya da utanç olmadan başkalarını sömürür

Narsisistler başkalarının duygularıyla özdeşleşebilme yeteneğini geliştirmezler – kendilerini başkalarının ayakkabılarına sokma yeteneğini geliştirmezler. Başka bir deyişle, empati kuramazlar. Birçok bakımdan, hayatlarındaki insanları nesneler, yani ihtiyaçlarını karşılamak için uygun görürler. Sonuç olarak, kendi amaçlarını gerçekleştirmek için başkalarının avantajlarından yararlanmayı iki kez düşünmezler. Bazen bu kişilerarası sömürü kötü amaçlıdır, ancak çoğunlukla kayıtsızdır. Narsisistler, davranışlarının başkalarını nasıl etkilediğini düşünmezler. Bunu ima edersen bile, anlamazlar. Anladıkları tek şey kendi ihtiyaçlarıdır.
Başkalarını sık sık aşağılar, korkutur ya da zorbalığa sürükler

Narsisistler, eksik oldukları bir şeyle karşı karşıya kaldıkları biriyle karşılaştıklarında, özellikle de kendinden emin ve popüler olanlar için kendilerini tehdit altında hissederler. Ayrıca onlara güvenmedikleri gibi, kendilerine herhangi bir şekilde meydan okuyan insanlar tarafından tehdit altındadırlar. Savunma mekanizmalarını küçümserler. Tehdidi etkisiz hale getirmenin ve kendi egosunu desteklemenin tek yolu, bu insanları atmaktır. Sanki öteki kişinin onlara ne kadar az ilgi gösterdiğini göstermek istermiş gibi davranırlar ya da küçümseyici hareketler yapabilirler. Hakaret, lakap takma, zorbalık ve tehditlerle saldırıya devam edebilirler.

Fantezilere aldanmayın

Narsisistler çok çekicidirler. Sizi kendilerine çekecek fantezi dünyası uydurmayı çok iyi becerirler; yeter ki siz çevrelerinde olun ve onun beğenilme ihtiyacını karşılayın. Sizi kendi ağına çekmek için birçok yöntemi vardır. Dikkat etmezseniz bunlar sizin için büyük bir duygusal yıkım olabilir.

Dikkat edin çünkü;

İhtiyaçlarınız karşılanmayacak. Narsisistlerin ortak arayışında olmadıklarını unutmamak önemlidir; onlar itaatkar hayranlarını arıyorlar. Narsisistin gözündeki tek değeriniz, doyumsuz egolarını yetiştirmek için onlara ne kadar büyük olduklarını söyleyen biri olmanızdır. Senin arzularının ve duygularının bir önemi yoktur ve asla olmayacaktır.

Narsisistin başkalarına nasıl davrandığına bir bakın. Narsisist yalan söylemektedir, başkalarına yalan söylerse, incitirse ve saygısız davranırsa, sonunda size de aynı şeyi yapacaktır. Farklı olduğunuz ve bağışlandığınıza dair hayal kurmayın.

Kaynak: Psikoloji gazetesi

Duygusal Yoksunluk Şeması Nedir?

  • 26.10.2017 12:54:46
  • 0 Yorum
  • 301

Duygusal yoksunluk seması, günümüzde sıkça görülmeye başlayan ve uzmanların en çok karşılaştıkları bir vakadır. Bu sendromun kökeninde kişinin sahip olduklarının farkına varmaması yatmaktadır. Kendi iç dünyasında sorunlar yaşayan kişi sevdiklerinin ve ailesinin yalnızlığını, üzüntüsünü geçiremeyeceğini düşünür ve çareyi terapistlerde aramaya başlar. Sürekli yalnız ve üzüntülü olan kişiye etrafındaki kişiler yardım etmek ve destek olmak isterler. Fakat kişi buna inanmaz, sahtecilik, ikiyüzlülük olarak görürler. Bu şemada kendini bu tür vakalar ile gösterebilir. İhtiyaçlarının etrafındaki kiler tarafında yerine getiremeyeceğini düşünen kişiler, sıcaklık, sürekli ilgi, dinlenilmek, destek, her konuda yardım gibi olgular ile beslenirler. Bu ihtiyaçlar genelde duygusaldır.

Kişi karşı cinsten ya da sevdiklerinden ilgi göremeyince ve dinlenmeyince hemen bir kaos içerisine girerler. Hayatların en büyük felaketini yaşadıklarını düşünür, yalnızlığa, üzüntüye bürünürler. Bu vaka genellikle uzun yıllar tek çocuk olan kişilerde görülür. Sonradan bir kardeşi olan çocuk, artık annesinden ve babasından ilgi görmeyeceğine, sevilmeyeceğine inanır. İşte bu gibi durumlar yetişkin bireylerde de görülebilmektedir. Etrafındaki kişiler başka bir yere ilgi göstermeye başlayınca, buhranlı günler bu vakayı yaşayan kişi için baş gösterir. Duygusal yoksunluk şemasında üç türden oluşmaktadır. İlgi yoksunluğu, korunma yoksunluğu ve empati yoksunluğudur.

 

Empati yoksunluğu, iş ve sosyal yaşamda görülen ve bu vakayı yaşayan kişiyi etkisi altına alan bir türdür. Kişi, bir türlü anlaşılmadığını düşünür. Ve yalnız olduğunu ona destek olacak, düşüncelerine saygı duyacak biri olmadığını hisseder. Korunma yoksunluğu da kişinin kendini yalnız hissetmesi ile özetlenebilir. Kişi, ona yol gösterecek, akıl verecek, koruyacak ve arkasında kimsenin olmadığını düşünür. İlgi yoksunluğu da hemen hemen her bireyde görülmektedir. Kişi kendisine önem verilmediğini, şefkat gösterilmediğini, fiziksel temaslarda bulunacak kişilerin var olmadığından şikayetçidir.

Duygusal yoksunluk şemasında, birçok etken sebep olur. En önemlisi çocuk yaşta anne ve babasından şefkat ve ilgi görmeyen kişilerde görülebilir. Anne ve baba soğukluğundan, zaman ayırmamasından ve sevgi göstermemesinden kaynaklanabilmektedir. Çocuk yaşta yeteri kadar değer ve önem verilmediğini düşünen bireylerde de görülebilmektedir. Etrafındaki kişiler hep başka birilerine şefkat, ilgi gösteriyor ise bu vaka kendini daha çok hissettirir. Anne çocuğu ile iyi bir iletişim kuramamış ve ihtiyaçlarını doğru bir şekilde karşılamıyor ise ve sıkıntılı anlarında çocuğunu avutmuyor ise diğer kişiler tarafından avutulmayı öğrenmemiş olur. Ebeveynler, çocuklarına yol göstermemiş, doğru yolu bulması adına destek olmamışsa, eğitim ve sosyal hayatında onları yönlendirmemişse, çocuk bundan sonraki hayatında güven duyacağı kimse olmaz.

Eş seçimi etkileri de bu şemanın kökenini oluşturur. Bu tür olumsuz etkileri yaşayan bireyler genellikle, soğuk ilgisiz, destek vermeyen bir eş olurlar. Bu da geçmişte yaşadıklarından kaynaklanıyor olabilir. Sevgi, ilgi, güven, destek, avutma gibi olguları öğrenemeyen kişilerin, bu tür kavramları ilişkilerine yansır. Ne hissettiğini eşi ile paylaşamaz ve paylaşamadığı ihtiyaçlarını anlaşılmasını bekler. Anlaşılmadığı zaman büyük bir hayal kırıklığına uğrar. Kendini üzgün yalnız hisseden kişi, bunu eşi ile paylaşmaz ve içine kapanır. Eşi tarafından korunduğunu, yön verildiğini görünce darılabilir, üzülebilir ve bunu kabul etmez. Çünkü bu kavramları ailesinden görmemiş ve doğal olarak öğrenmemiştir. İlgi görmediğini düşünerek sürekli eşi ile tartışmalara girer, kızgındır, öfkelidir ve eşinden gittikçe uzaklaşmak eylemindedir.

Duygusal yoksunluk şaması belirtilerini yaşayan kişilerin mutlaka terapi görmesi gerekmektedir. Uzmanlar bu tür vakalarda ilk önce kişinin farkında olmadıklarını gün yüzüne çıkarmak ile tedavi sürecine başlar. Ve duygusal ihtiyaçları, doğal ortamlardan ve yollardan telafi etmek için teknikler geliştirir. Kişiye kendini avutmayı, tek başına her şeyi başarabileceğine inandırır. İhtiyaçlarına v isteklerine göre eş seçimi yapmasını önerir ve isteklerini saçmada olsa dile getirmesini tavsiye eder. Sabretmeyi, güvenmeyi öğreterek, sağlıklı bir birey olması için tedavi uygular.

Felsefede Tarihte Pisikolojinen Yeri Ve Önemi

  • 12.4.2017 15:25:32
  • 0 Yorum
  • 461

Psikoloji: Canlı davranışlarını inceleyen ve bu davranışların altında yatan sebepleri ortaya koyan bilimdir. Zihinsel etkinlikler ve davranışların bilimsel çalışmasıdır. Uygulamalı bilimlerdendir. Uygulayan ya da araştıranlar “psikolog” ismiyle anılır. Toplumsal, davranışsal ve bilişsel araştırmacılık da ilgi alanlarıdır. İnsanın bireysel ve toplumsal açıdan zihinsel unsurlarını incelerken fizyolojik ve biyolojik süreçleri de irdeler. Fransızca psychologie “ruhbilim” sözcüğünden alıntıdır. Fransızca sözcük Yeni Latince “psychologia”dan gelir. Türkçede “ruhbilim” ya da “ruhiyat” olarak karşılık verilmiştir.

FELSEFEDE- TARİHTE PSİKOLOJİ NEDİR

Sokrates (M.Ö. 470–399) ruhu ve bilinci sorgulamaya teşvik etmişti.  “Kendini bil” önermesiyle insanın kişiliğine yolculuğa çıkmıştır. Nesnel durumların yanında göreliliğede işaret etmiştir. Demokritos (M.Ö. 460–370) ruhun da tıpkı başka maddeler gibi atomlardan oluştuğunu söylemiştir. Her duyumun dokunma duyusuna bağlandığını söyleyerek materyalist düşünüş sergilemiştir. Platon (M.Ö. 427– 347) maddi düşünmez. Ruh bilimini ayrı bir bilgi dalı olarak kabul eder. İnsan ruhunun Tanrı tarafından yaratılmış, evrenin ruhunun niteliklerine sahip özellikleri olduğunu söyler. Ruhun öncesiz evrende ideaları görmüş olmasından dolayı, deneme evrenine girdikten sonra bu ideaların eksik kopyalarıyla temasa geçtikçe, önceden gördüğü ideaları hatırladığını söyler. Ona göre bilgi: hatırlamadır. 

Aristoteles (M.Ö. 384–322) birçok bilimin öncüsüdür. Biyoloji çalışmaları vasıtasıyla psikolojiyle ilgilenir. Ona göre: “Beden ruh içindir” Ruhu bir hayat gücü olarak kabul eder. O, bilgilere duyum ve algıyla sahip olunduğunu söyler. Aristo’ya göre hayat, kendi kendine bir harekettir. Bu hareketin ilkesi de ruhtur. Descartes (1596–1650), ruhu, yerel ilişkileri olmayan; ancak zaman içinde var olan bellek gücüne sahip, insanda kişilik ve benlik olarak kendini gösteren ve ilgileri, gayeleri bulunan kendine özgü bir varlık olarak açıklamıştır. Ona göre beden ve ruh birbirine indirgenemez.

Psikoloji nedir Felsefede göz içerisinde dünya1628 yılında İngiliz Harvey, dolaşım olayını açıklayan deneylere başlamıştır. 1750 yılında Reamur ise sindirim üzerinde çalışmalar yapmaya başlamıştır. 1780’de Spalanzani benzer bir çalışma yürütmüştür. Kant (1724–1804), Leibniz(1646–1716), John Locke (1632–1704), David Hume (1711–1776) ve James Mill (1773– 1836) psikolojiye yol gösteren öncü soruşturmalar yapmışlardır. 19. yüzyıla dek psikoloji felsefenin bir alanı olarak görülmüştür. Ayrı bir bilim olarak psikolojinin doğuşu: pozitivizm, empirisizm ve materyalizm akımlarıyla yoğrulan bir döneme denk gelir.1879 yılında Almanya’nın Leipzig şehrinde Wilhelm Wundt dünyanın ilk psikoloji labaratuarını kurar. Friedrich Nietzsche(1844-1900) psikolog filozof olarak anılır. İnsan davranışlarına odaklanarak Freud gibi filozof psikologlara yol göstermiştir.

1888 yılında Amerika’da, James Mckeen Cattell (1860–1944) dünyada ilk kez psikoloji profesörü ünvanı alır. 1892’de ilk bilimsel psikoloji organizasyonu olan “Amerikan Psikoloji Derneği (American Psychological Association-APA)” kurulur. William Mc Dougall (1871–1938) ise 1908’de psikolojiyi alan literatüründe ilk kez “davranış bilimi” olarak tanımlar. İlk tanımlandığı zamanlardan beri çeşitli ekoller ile çalışılmıştır. Bunlar farklı psikoloji anlayışlarına sahip kişilerce oluşturulan ortak bakış açılarıdır. Önümüzdeki yazıda kısaca psikoloji ekollerini inceleyeceğiz. Psikoloji günümüzde çeşitli ihtisas alanlarına sahiptir. Bu alanlar kesin ve ayırıcı değildir. Birbiriyle ilişki ve etkileşim içindedir. Farklı sorumluluk alanlarını belirtir. Adlandırmalar ve içerikler görelilik içerir. Aşağıdakilere ek olarak: Anormal, Benötesi, Bilişsel, Biyolojik, Duygu, Deneysel, Evrimsel, Gelişimsel, Kişilik, Matematiksel psikoloji; Nöropsikoloji, Pozitif, Psikofizik, Toplumsal ,Adli, Eğitsel, Endüstriyel, Klinik, Okul, Sağlık, Spor psikolojisi dallarından da söz edilebilir. Bak: dmy.info/dusunce-nedir Bak: AÖF. Psikoloji kitabı

PSİKOLOJİNİN GÜNÜMÜZDEKİ DALLARI

DENEYSEL PSİKOLOJİ

Davranışın temel ilkelerini ve fizyolojik temellerini inceler

KLİNİK PSİKOLOJİ

Tıbbi ortamda ve hasta doktor ilişkisi içerisinde: ciddi rahatsızlıkları inceleyen daldır.

SOSYAL PSİKOLOJİ

Bireyin sosyal yapı içerisindeki etkileşimini, etkilenmesini ve grup dinamiğini inceler.

DANIŞMANLIK PSİKOLOJİSİ

Hafif ve normale yakın sorunları danışan- danışman ilişkisi içinde inceler.

ENDÜSTRİYEL PSİKOLOJİ

İşçi- İşiveren ilişkisi, iş verimi ve üretimin artırılması gibi konuları inceler.

PSİKOMETRİK PSİKOLOJİ

Psikolojide kullanılan Ölçme araçlarını inceler.

GELİŞİM PSİKOLOJİSİ

Büyüme ve gelişme sonucu davranış ve bilişsel sistemde meydana gelen değişiklikleri inceler.

BİLİŞSEL PSİKOLOJİ

Bilginin işlenmesi, belleğimizde depolanması, depodan geri çağırılması ve problem çözme durumlarına uygulanması gibi bilgi işleme sürecini inceler.

Beyin Egzersizleri Beyni Gençeştiriyor

  • 29.3.2017 12:07:10
  • 0 Yorum
  • 456

Uzmanlara göre yüksek yoğunlukta interval antrenmanı, aerobik egzersiz, ağırlık antrenmanı, yoga, spor veya spora özgü aktiviteler, beyindeki farklı fonksiyonların geliştirilmesini sağlıyor. Hafıza ve yön bulmadan, kompleks düşünme, problem çözme, akıl yürütme ve birden fazla işle uğraşmaya kadar pek çok konuda işlevi olan bölgeler harekete geçiyor.

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi (SABİF) Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. Defne Kaya, uzun yıllar sağlıkla yaşamak için fiziksel aktivitenin hep yaşamın içinde olması gerektiğini belirterek egzersizin beyin fonksiyonlarını geliştirmede de önemli katkıları olduğuna dikkat çekerek şu bilgileri verdi;

YÜRÜYENİN KALBİ DAHA GÜÇLÜ!

“Kas iskelet sistemini geliştirmek, kalbi daha güçlü bir hale getirmek için gün içinde en az 30 dakika tempolu yürüyüş ve haftada en az üç gün egzersiz yapmalısınız. Çünkü yürüyüşle kalbinizi daha güçlü hale getirir, karın yağlarınızdan kurtulur, ağırlık ile egzersiz yaptığınızda kas ve kemiklerinizi güçlendirir, yoga ile hem ruhunuzu sakinleştirir, kendinize dönersiniz hem de kaslarınızın boyunu uzatırsınız.

Uzun yıllar sağlıkla yaşamak için fiziksel aktivite çok kıymetli bir mücevher gibi hep yaşamınızda olmalı. Aktif bir yaşam, istediğiniz/keyif aldığınız herhangi bir egzersiz veya sporu yaparak, kendinize sağlayabileceğiniz harika bir yatırımdır” diyen Doç. Dr. Defne Kaya’ya göre, eski çalışmalar özellikle aerobik egzersizin, beyne daha fazla oksijen ve büyüme faktörü taşıdığını böylelikle demans ve depresyonu azalttığını ayrıca hafızayı da güçlendirdiğini belirtmekteydi. Yeni çalışmalar ise egzersizin beyindeki bazı fonksiyonları çok ciddi oranda geliştirdiğini gösteriyor.

5 FARKLI TİP EGZERSİZ

 Hem kendimiz hem de sağlığımız için yaptığımız egzersiz, beyinde çok önemli etkiler oluşturuyor. Peki, en az 30 dakika boyunca yüksek yoğunlukta interval antrenman, aerobik egzersiz, ağırlık antrenmanı, yoga, spor veya spora özgü aktivite yaptığımızda beynimizde neler oluyor?

YÜKSEK YOĞUNLUKTA İNTERVAL ANTRENMANI

Belirlenen farklı hız ve dinlenme aralığından oluşan ve % 80-95 aerobik kapasitede yapılan egzersiz Hipotalamusumuzu uyarır: İştahımızı kontrol altına alırız. Kilo kontrolü için harika bir şey bu. Hipotalamusun ayrıca kontrolsüz istek ve bağımlılığa da olumlu etkisi var. Madde kullanım bozukluğu (alkol, uyuşturucu, sigara vb) tedavisinde yüksek yoğunlukta interval antrenmanı güzel bir seçenek olabilir. Unutmamakta fayda var, hipotalamusunuzu uyaran yüksek yoğunlukta interval antrenmanını bir yaşam felsefesi haline getirerek, beyninizi yaşınızdan daha genç bir beyin gibi çalışmasını sağlayabilirsiniz.

AEROBİK EGZERSİZ

Yürüyüş, koşu, yüzme, bisiklet gibi aktiviteler aerobik egzersiz için uygundur ve uygun sürede ve tempoda yaptığımızda Hipokampusumuzu uyarır: Hafıza ve yön bulmada görevli olan hipokampus aynı zamanda hareketlerin davranış biçimine dönüşmesine çalışan limbik sisteminde de rol alır. Haftada üç gün aerobik egzersiz yapan kişilerde hipokampüslerinin daha geniş, hafıza testlerinin daha iyi olduğu gösterilmiştir. Hipokampusun Alzheimer’da ilk etkilenen bölgeden biri olduğunu da vurgulamak isterim. Ayrıca aerobik egzersizin, özellikle tempolu yürüyüşün, dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda çok etkin sonuçlar aldığını gösteren çalışmalar bulunmaktadır.

AĞIRLIK KALDIRMA

Hem kendi vücut ağırlığınızla hem de kum torbası, elastik bantlar, ağırlık ekipmanları, egzersiz istasyonlarında kaslarınızı kuvvetlendirmek için yaptığınız ağırlık antrenmanları beynimizin ön kısmındaki Prefrontal korteksi uyarır: Kompleks düşünme, problem çözme, akıl yürütme, birden fazla işle uğraşmadan sorumlu prefrontal korteks, en üst düzeydeki davranışların bütün bileşenlerinin bağlantılarını yapar ve onları bütünleştirir, duyu ve kas iskelet sistemi arasındaki geri bildirim döngülerini ve bağlantılarını sağlar. Sınavlara hazırlanan çocuklar için aerobik egzersizin başarı için harika bir yardımcı olacağını düşünüyorum. Ağırlık kaldırma ve aerobik egzersizleri kombine ederseniz insülin benzeri büyüme faktörünün salınmasını uyarırsınız. Bu da beyin hücreleri arasındaki iletişimi geliştirir, yeni nöron ve kan damarlarının gelişmesini sağlar.

YOGA: YOGA YAPTIĞIMIZDA BEYNİMİZDE ÜÇ AYRI BÖLGE ETKİLENİR:

1- Beynin ön tarafında bulunan ve bilinçli düşünme, dikkat, plan yapma, dürtülerin kontrolü gibi bir çok önemli fonksiyondan sorumlu Frontal lob,

 2- Arzu ve nefret, gurur ve aşağılama, suçluluk ve özür dileme gibi sosyal duyguların kaynağı olan, ahlaki içgüdü, empati ve müziğe karşı duygusal tepkiyi arttırmada görevi olan, aynı zamanda vücudun taleplerine de cevap veren (çok açken ikinci bir sandviç yemek istememiz, üzgünken sigara ya da kokaine sığınmak gibi) duygu ve düşüncelerin bütünleştiği alan olan İnsula,

 3- Korku ve anksiyete başta olmak üzere duygu denetiminden sorumlu olan Amigdala. Zaten Sanskritdilinde de yoga, "kontrol etmek", "boyunduruk altına almak", "kavuşma", "bir araya gelme", "birlik", "karşılaşma", "yöntem" veya "birleştirmek" anlamına gelen "yuj" sözcüğünden türemiştir. Beyindeki bu çoklu merkez bölge uyarılarının etkisi ile o yüzden yoga bizi dengeler, güçlendirir, günlük yaşamın kalitesini artırır ve bedenimizi hem ruhsal olarak hem de fiziksel olarak uyandırır, düzenli uygulayan kişiler bedensel, zihinsel ve ruhsal anlamda bir bütünlük hissi ile yaşama sarılırlar. Bu stresli ve yoğun iş temposunda harika bir “antidepresan” değil mi? Üstelik hiçbir yan etkisi de yok.

Spor ya da spora özgü aktivite: Spor yapmak için sadece kassal kuvvet yeterli değildir. Hem bedenen hem de zihinsel olarak birçok fonksiyona sahip olmak gerekmektedir. Bunun tam tersi, spor yapmak hem bedeni hem de zihnimizi geliştirir. Bunu nasıl yapar: Yoga beyinde dört önemli bölgeyi etkiler:

1- Kompleks düşünme, problem çözme, akıl yürütme, birden fazla işle uğraşmadan sorumlu Prefrontal korteksi,

2- Dikkat, karmaşık hareketlerin uygulanması ve yönetilmesi, aktivite-hareket ve işler arasında geçişlerin kontrolü, hareketin hızının kontrolü, yavaşlama ve baskılama gibi çok önemli fonksiyonlardan sorumlu Bazal ganglionu,

3- Beynimizin yan kısmını oluşturan ve çeşitli duyu organlarından gelen bilgileri birleştirmede önemli rol oynayan, ayrıca nesnelerin kullanılması ve bazı mekansal görüş işlemelerinde görevi olan Parietal lobu,

4- Vücudun denge organı olan ve dikkatin sağlanmasında da etkin olarak çalışan Serebellumu (yani beyinciği). Geniş hipokampus ve bazal ganglion alanına sahip çocukların daha dikkatli olduğu, davranışlarını daha iyi kontrol ettiği, çoklu iş ve fonksiyonları geliştirmede yaşıtlarına oranla daha başarılı ve üstün olduğu günümüz çalışmalarında vurgulanan önemli bulgulardandır. Çocuklarımızı, yalnızca fiziksel olarak değil, zihinsel, bilişsel, duyusal ve davranışsal gelişimini artırmak amacıyla uygun spor dalına yönlendirmek, onlara bırakılabilecek en büyük miras olacaktır.”

Check Up Neden Yapılır Etkileri Nelerdir

  • 29.3.2017 11:54:27
  • 0 Yorum
  • 567

Bugün ABD'de zihinsel faaliyete önem veren, uzun ve nitelikli yaşamak isteyenlerin başvurdukları bir inceleme yöntemidir. Özellikle yönetici ve işadamları kendilerini zihinsel ve sinirsel testlerden geçiriyorlar ve öneriler almaktalar. İleri yaşlarda unutkanlık, dalgınlık, dikkat dağınıklığı, zihinsel yorgunluk, Çocuk ve Gençlerde okul başarısızlığı, dikkat dağınıklığı, öğrenme güçlüğü ve davranım bozukluğu durumlarında önleyici ve koruyucu sağlık uygulaması olarak önerilir. Klasik Kranial MR beyinde anatomik yapısal değişiklikleri ile ilgili bilgi verir. Volumetrik MR ise çekim sonrası saatler süren otomatik analizlerle beynin her bölgesinin hacim ölçümlerini çıkarır. Uzun yıllar sonra değişiklkleri izlemede işe yarar. Beyindeki biyolojik süreçlerin son ürünü olan biyoelektrik faaliyeti ölçmek, bir dizi "Nöropsikolojik Testler" ve "Kantitatif EEG" (Beyin Haritalaması) ile mümkün olmaktadır. Psikiyatrik hastalıkların beyin hücreleri arasındaki elektiriksel ve kimyasal iletide bozulmayla ilişkili olduğu, bilimsel araştırmalarla ortaya konmuştur. Bu nedenle Nöropsikiyatrik bir bozukluğu olan kişinin klinik değerlendirmesinde, yaş grubuna göre beyin işlevlerinin normal olup olmadığını anlamak giderek daha çok önem kazanmaktadır. Beyin tomografisi ve MR gibi görüntüleme yöntemleri ile beyinde tümör vb. gibi yer kaplayan kitleler olup olmadığı anlaşılır. Ancak beynin sağlıklı çalışıp çalışmadığı anlaşılmaz. Bu amaçla beynin işlevsel görüntülemesini yapmak ve çeşitli bilişsel yetileri ölçmek gerekmektedir.

Nöropsikolojik (Beyin) "Check Up"ın üç amacı vardır:

Birincisi; kişinin ruhsal durumunu taramadan geçirmek, stres düzeyini ve kişiliğini analiz edip bu kişiye danışmanlık sağlamak. İkincisi; kişinin zihinsel durumunu taramadan geçirmek, anlama, kavrama, algılama, öğrenme, karar verme gibi zihinsel süreçleri incelemek. Üçüncüsü; çocuk ve ergenin öğrenme, davranım ve uyum sorunlarını ele alarak erken yaşlarda yol gösterici olmaktır.Nöropsikolojik (Beyin) "Check Up" programımızda 6 aşama vardır:
  1. Önce gerekli formlar ve ölçekler danışan tarafından doldurulur, aç olmak gerekmez hafif bir yemek yemek ve sinir sitemi ile ilgili 12 saat önceden ilaç almamak yeterlidir.
  2. Klinik değerlendirme yapılır, gerekli görülen tetkikler danışana anlatılır.
  3. Volumetrik Beyin MR çekilir çocuklarda doktor gerek görürse çekilir süresi 10-15 dakikadır. QEEG, beyin dinamik haritası ilaveli standart EEG çekimi yapılır süesi 10-15 dakikadır.
  4. Vitamin B 12, Folik asit, TSH, Tam kan tahlilleri için kan alınır. Aç olmak gerekmez. Eski tahliller varsa getirilmesi yerinde olur
  5. Psikoteknik inceleme: Bilgisayar ortamında anlama, kavrama, dikkat ve bellek gibi bilişsel yetileri ölçen testler uygulanır. COGNITRON (Dikkat-Konsantrasyon), DAUF (Sürekli Dikkat), NVLT (Öğrenme Testi)(*) 1-2 saat sürer.
  6. Toplam 3-4 saat süren değerlendirmenin ilk sonuçları hemen geniş raporu daha sonra bildirilir. Sonuçlar değerlendirildikten sonra ayrıntılı öneri ve/veya tedavi planı yapılır.

Beyin Haritalaması Görüntüleri

NÖROPSİKOLOJİK "CHECK UP" HANGİ HASTALIKLARDA ÖNEMLİDİR?

- Çocuklarda ve gençlerde Dikkat Eksikliği, Hiperaktivite Bozukluğu, Öğrenme Güçlüklerinin ve çocuğun gelişim düzeyinin değerlendirilmesinde, Davranım Bozuklukları ve Otizmde; - Başta Depresyon, Panik Atak, Şizofreni gibi birçok rahatsızlıkların erken tanısında ve biyolojik boyutunu anlamada, koruyucu ruh sağlığı hizmeti olarak kişiye danışmanlık ve rehberlik yardımı vermede; -Alzheimer Hastalığının erken tanısında; - Unutkanlık yakınması olan, anlama ve kavrama güçlüğü çeken kişilerde ilaç gerekip gerekmediğine karar vermede kullanılır. - Sonuç rapor halinde kişiye sunulur. "Anlamakta güçlük çekiyorum, kafam bomboş, dalgın unutkan oldum, kelime bulmada zorlanıyorum, sözümün sonunu unutuyorum, dikkatimi toplayamıyorum, aradığımı bulamıyorum, çocuğum öğrenme güçlüğü çekiyor" veya "Eşim sinirli, kıskanç, mutlu değil, kişiliği değişti" gibi yakınmaları olanlara yardımcı olmak NPGRUP'un' birincil görevidir.

(*)Uygulanan Nöropsikolojik Testler, norm çalışmaları yapılmış Viyana Test sistemidir. Bir kısmı trafik için oluşturulan psikoteknik laboratuarlarında kullanılmaktadır.

 

Pisikolog Seçimi Nasıl Yapılmalıdır

  • 20.2.2017 13:35:51
  • 0 Yorum
  • 390

Hayatınızda yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu fark ettiniz ve bu durumla daha etkili şekilde baş edebilmek için bir uzman desteği almaya karar verdiniz. Sırada sizin için destek sağlayacak, konusunda uzman ve deneyimli bir psikolog bulmak ve randevu almak olacaktır. Doğru psikoloğu seçmek hem vaktinizden hem bütçenizden hem de emeğinizden tasarruf etmenizi sağlar. Maalesef sektörde, işini kötüye kullanan, eğitimli olmadıkları konularda terapi yapmaya çalışan, insanların hem vaktini hem parasını hem de umutlarını sömüren kişiler her meslek alanında olduğu gibi psikoloji dünyasında da vardır.Bu nedenle, kendinizi bu gibi kişilerden korumanız ve sizin için en doğru psikoloğu seçebilmeniz için takip etmeniz gereken adımlardan bahsetmek istiyorum.

Öncelikle yardım almak istediğiniz konu hakkında kısa bilgiler edinmekle başlayabilirsiniz. Bu konuda size yardımcı olabilecek psikoloji kitapları mevcuttur. Ayrıca internet sitemizin de bireysel terapi, cinsel terapi gibi başlıkları içinden, çeşitli ruhsal hastalıkların tanımlarını ve belirtilerini inceleyebilirsiniz. . Elbette terapi seanslarında probleminizin derinlerine inilecektir. İlk aşamada ihtiyacınız olan, hangi konuda yardım almak istediğinize karar vermenizdir. Amaç yaşadığınız sıkıntıyı tanımlayabilmeniz ve terapiden sağlamak istediğiniz faydaları, değiştirmek istediğiniz yanlarınızı belirlemektir. Bunun için kendi kendinize biraz vakit ayırıp, sorunlarınızın neler olduğu, duygu ve düşüncelerinizi, size göre problemin olası kaynakları ve değişmesini amaçladığınız konuları listeleyebilirsiniz. Böylelikle yardım aradığınız konular için hangi psikoloğun uzmanlık sahibi olduğuna karar vermeniz kolaylaşır.
Probleminiz hakkında bir miktar farkındalık kazandıktan sonra psikolog arayışına girmeniz uygun olacaktır. Bu nokta da özellikle dikkat etmeniz gereken nokta başvurduğunuz kişinin mezun olduğu bölümün üniversitelerin “Psikoloji” bölümü olmasıdır (Psikolojik danışmanlık ve rehberlik bölümünden mezun olan kişilerin, ek olarak psikoloji derslerini de almış olmaları ve psikoloji yüksek lisansını tamamlamış olmaları gerekir.)
Dikkat etmeniz gereken en önemli noktalardan biri de psikoloğun almış olduğu ek terapi eğitimleridir. Örneğin; ilişkinizde yaşadığınız problemler için çift terapisi almak istiyorsanız, psikoloğun mutlaka çift terapisi eğitimi sertifikasına sahip olması gerekmektedir. Yine aynı şekilde cinsel problemleriniz konusunda destek almak istiyorsanız cinsel terapi, çocuğunuz ile ilgili fikir danışmak ya da problemlere çözüm aramak istiyorsanız çocuk terapisi, oyun terapisi ya da aile terapisi eğitimleri alıp almadığına dikkat etmelisiniz. Bireysel problemlerin terapisi açısından terapiste hangi tekniklerle çalıştığını ve bunların sertifikasına sahip olup olmadığını sorabilirsiniz. Dilediğiniz takdirde psikolog, size almış olduğu eğitimlerin sertifikasını göstermekle yükümlüdür.
Bahsi geçen konulara dikkat ettiğiniz taktirde, sizin için etkili hizmet verebilecek, problemlerinizin çözümünde başarılı sonuçlar elde etmeniz açısından size yol gösterecek bir psikolog bulmanız zor değildir. Tabi ki psikoloğun almış olduğu eğitimler dışında, psikoterapi verilen ortamın sessiz ve rahat olması, psikoloğun ve ortamın size güven veriyor olması, kendinizi sakin ve samimi hissettiğiniz bir terapi ortamını yakalamanız da önemlidir. Eğer ilk görüşmenizde kendinizi rahatsız hisseder ya da size sıkıntı veren bir durumu fark ederseniz bunu psikoloğunuz ile mutlaka paylaşınız.

Pisikolog Kimdir Nasıl Pisikolog Olunur

  • 20.2.2017 13:33:51
  • 0 Yorum
  • 458

Psikolojik sorunları olsun ya da olmasın, çoğu insan psikologluk mesleğinin ne olduğu, psikologların ne iş yaptığı, nasıl psikolog olunduğu konularını merak etmektedir. Yine çoğu insan psikoloğun kim olduğunu kendine göre tanımlar. Kimileri, psikoloğun insanların kişiliklerini çözen, medyum gibi tek bakışta nasıl bir insan olduklarını anlayan, kişiliklerindeki bozuklukları ilaçlarla ya da telkinlerle tedavi eden uzmanlar olarak hayal ederler. Kimileri için ise psikolog, kimseye anlatılamayacak sırlarını anlatabilecekleri, onları her koşulda onaylayacak, öğütler verecek bir dert ortağı, sohbet arkadaşıdır. Hatta birçok insan bu bakış açısıyla, psikolog desteği almak yerine “derdimi arkadaşımla da konuşur, paylaşırım ne farkı var?” diye düşünüp, sorunları için uzman desteği aramaya yanaşmazlar.

Bu kafa karışıklıkları aslında oldukça normaldir. Psikoloji, tarihsel açıdan yüzlerce yıllık bir bilimsel temele dayanmaktadır. Ancak ülkemizde ne yazık ki yeni yeni gelişmeye başlamıştır ve gelişmeler hala çok yavaş ilerlemektedir. Psikoloji bir bilim olarak insanlara tanıtılmamaktadır. Psikologluk mesleğinin ne olduğu, psikoloji biliminin neleri araştırdığı, alandaki yeni gelişmeler ve insanın ruh dünyasına dair yapılan araştırmalardan elde edilen sonuçlar hakkında insanlar bilinçlendirilmemektedir. Bu nedenle insanların kendilerine yabancı olan bu bilim dalına karşı kafa karışıklığı yaşamaları ve tereddüt etmeleri normaldir. Bu yazıyı yazmamdaki amaç da, insanların kafa karışıklığını bir ölçüde giderebilmek ve psikoloğun ne olduğu, ne olmadığı, insanlara sorunlarını çözmelerinde nasıl destek verdiği konularında bilgilendirmektir.

Nasıl psikolog olunur?
Bir kişinin psikolog ünvanı alabilmesi için ilk şart, üniversitelerin 4 yıllık “Psikoloji” bölümünden mezun olmasıdır. Alınmış olan bu 4 yıllık eğitim daha çok kuramsal, teorik bir eğitimdir. Psikologlar klinik psikoloji, gelişim psikolojisi, endüstri psikolojisi, sosyal psikoloji, spor psikolojisi gibi farklı uzmanlık alanlarında kendilerini geliştirebilirler.

Ek olarak psikologlar, terapi eğitimlerine (bilişsel davranışçı terapi, psikanalitik terapi, EMDR, oyun terapisi, cinsel terapi, çift terapisi vb.) katılır ve bu terapiler için süpervizyon alırlar. Katıldıkları bu terapi eğitimlerini ve süpervizyonları başarıyla tamamladıkları taktirde terapi yapmaya yetkili olabilirler. Aksi taktirde eğitimi alınmamış bir konuda hizmet vermeye çalışmak etik olmayacaktır.

Psikolog ne yapar?
İnsan ve hayvanlarda davranış biçimlerini inceler ve sebeplerini araştırır.
İnsanların düşünce biçimlerini, duygusal değişimleri ve bunların kaynaklarını inceler, bu konularda araştırmalar yürütür.
Çeşitli kişilik, zeka, yetenek, davranış, tutum ölçekleri kullanarak sorunun olası kaynağı, türü ve şiddeti hakkında nesnel bilgiler edinmeye çalışır.
Ruhsal sorunlar yaşayan kişilerle görüşmeler yapar, bu görüşmeler neticesinde sorunun altta yatan sebeplerine dair hipotezler oluşturur.
Belirlenmiş olan hipotezler çerçevesinde, almış olduğu terapi eğitimlerinin tekniklerini kullanarak tedavi planı oluşturur.
İnsanların hayatlarını olumsuz etkileyen, duygusal kaosların altında yatan fiziksel, çevresel ve kişisel faktörleri araştırır ve bu çarpık, işlevsiz düşünce ve davranışları değiştirmek için teknikleri danışanlar ile paylaşır.
Kişilere sorunları hakkında farkındalık kazandırmayı amaçlar.
Gündelik sorunlarla, iş, aile ve diğer çevresel problemlerle başa çıkabilme yollarını danışanlar ile paylaşır. Kişiye özel sorun çözme becerilerini geliştirmede insanlara destek verir.
İnsanları psikoloji ve ruhsal hastalıklar açısından bilgilendirmek için eğitimler ve seminerler düzenler…
Listeyi daha uzatabiliriz ancak özetle psikologların iş tanımları ve çalıştıkları temel konular bunlardır.

Psikolog ne yapmaz?
Psikolog ilaç yazmaz ve herhangi bir ilaç önermez.
Psikolog seanslarda konuşulan konuları başkaları ile paylaşmaz, kişiler arasında laf taşımaz.
Psikolog hiçbir konuda insanları yargılamaz ve eleştirmez.
Psikologlar insanların düşüncelerini okumaz, ilk bakışta kim olduklarına, nasıl bir insan olduklarına dair yargılara varmazlar.
Kişiyi asla kendi istekleri ve düşünceleri doğrultusunda yönlendirmez ve herhangi bir şey yapmaya zorlamaz.
Psikolog danışanların, karar vermekte zorlandıkları konularda, karara varmaları için, seçeneklerin artı ve eksilerini, hasta ile tartışır ve hasta için en uygun kararın verilmesi için destek olur. Ancak asla onlar adına kararlar vermez ya da hastaların kararlarını değiştirmeye zorlamaz. Örneğin; boşanmanız gerektiğine karar verecek olan psikolog değildir ya da işinizi değiştirip, değiştirmemenizin kararını psikolog vermez.
Psikolog, siz hiçbir çaba göstermeksizin, birdenbire sihirli değnek değmiş gibi sizi iyileştirmeyi garantilemez.
Psikolog kesinlikle sizi bir araştırmaya girmeye, bir anketi doldurmaya ya da bir uygulamaya zorlamaz.
Psikolog sizinle terapi seansları dışında görüşmez, arkadaşlık ya da başka bir sosyal ilişki içersine girmez…
Görüldüğü gibi psikologların neler yaptığı, neler yapmadığı, meslekte yetkin olmak için hangi eğitimlerden geçmeleri gerektiği kesin sınırlarla belirlidir. Elbette her meslekte olduğu gibi psikologluk mesleğinde de, yetkinliği olmayan alanlarda çalışan, etik ilkeleri ihlal eden kişiler vardır. Bu nedenle, psikolog desteği arayan kişilerin, hangi psikoloğu seçeceklerine karar verebilmeleri sıkıntı vericidir.

İnsan Beyni Ve Robotik Entegrasyon

  • 13.2.2017 15:30:57
  • 0 Yorum
  • 460

Royal Society’den yapılan açıklamada, bu araştırmalar sayesinde çok da uzak olmayan bir zamanda, insansız hareket edebilen uçak ve diğer silah sistemlerinin düşünce gücüyle yönetilebileceğine dikkati çekildi.


Bilim adamlarını, özellikle askeri teknoloji açısından bakıldığında, elde edilen sonuçların kullanımında dikkatli olunması konusunda uyaran Royal Society, hem hükümet hem uluslararası toplumun, ancak bilim adamlarının da bu araştırmaların aslında yararlı sonuçlarının zarara ve tehlikeye dönüşmemesini sağlamak durumunda olduğunu bildirdi.

Nöroloji biliminin, insanlığa büyük fayda sağlama potansiyeli olduğunu belirten, Royal Society’de konuyla ilgili çalışma grubunun başkanı Prof. Rod Flower, bu alandaki araştırmalar sayesinde tıbbın her geçen gün Parkinson, epilepsi veya bağımlılık gibi hastalıkların tedavisinde bir adım daha ileri gittiğini ifade etti.

Flower, ancak insan beyninin her geçen gün biraz daha iyi anlaşılmasının, çok sayıda riski de beraber getirdiğini söyledi.

Beyni etkileyerek felçli hastaların sadece düşünme gücüyle el veya ayak protezlerini ya da bir bilgisayarı kullanmalarının başarıldığını hatırlatan Flower, aynı tekniğin askeri operasyonlarda da kullanılabileceğini belirtti.

Kimyasal silahların insanları öldürmeye değil, beyinlerini bir süre felç etmeye programlanabileceğini kaydeden Flower, ancak bunun daha sonra yol açacağı etkilerinin bilinmediğini söyledi.

Flower, bu tarz kimyasalların kitlesel olaylarda ya da suçluların takibinde kullanılmasıyla ilgili deneyler yapıldığını bildirdi.

Bu gelişmelerin, sayısız etik tartışmayı da beraberinde getirdiğini ifade eden Flower, birçok noktada bu konu ile ilgili uluslararası hukuk kurallarının bulunmadığına dikkati çekti.

Hükümetlerin araştırmalarını şeffaf yapması gerektiğini söyleyen Flower, bilim adamlarının da her zaman, araştırmalarının insanlığın yararına olabileceği gibi zararına da kullanılabileceğinin bilincinde olması gerektiğini belirtti.

İNSAN BEYNİNİN DOĞRUDAN ASKERİ TEKNOLOJİYE BAĞLANMASI
Raporda, nörobilim sahasındaki kaydedilen hızlı gelişme sayesinde askerlerdeki yol kenarına yerleştirilmiş bombalar ve keskin nişancılar da dahil olmak üzere diğer gizli tehditleri belirleme yeteneklerinin artırılabileceğine ilişkin çalışmalara detaylı yer verildi.

Raporda yer alan çalışmalardan kuşkusuz en ilginç olanı askerlerin beyinlerinin insansız hava araçları ve diğer silah sistemleri de dahil olmak üzere doğrudan doğruya askeri teknoloji ürünlerine bağlanması hakkındaki çalışmalar oluşturdu.

Raporda, kafadan doğrudan beyne transkranial doğru akım uyarımı kullanan elektrik sinyalleri gönderilmesinin bazı işlerde performansı artırıcı etkisi olduğunu gösterdiğine ilişkin sayıları giderek artan araştırmalara değinildi.

Bilim dünyasında kısaca tDCS adıyla bilinen ve anksiyete bozukluk veya depresyon gibi çeşitli psikolojik bozuklukların tedavisinde kullanılan transkranial doğru akım uyarımı, küçük elektrodlar yardımıyla doğrudan beyne gönderilen sürekli ve düşük elektrik akımlarıyla beyindeki sinirlerin uyarılması olarak tanımlanıyor.

Konu hakkındaki New Mexico Üniversitesinden Vince Clark başkanlığında yapılan tDCS ile ilgili bir araştırmaya yer verilen raporda, tDCS’nin kullanıldığı sanal gerçeklik askeri eğitim programlarını tamamlayan Ortadoğu’da görev alacak Amerikan askerlerindeki, yol kenarına yerleştirilen bombalar ve keskin nişancılar da dahil olmak üzere gizli tehditleri belirleme yeteneklerinde belirgin artış gözlemlendiğine işaret edildi.

Guardian gazetesinin internet sitesinde konuya ilişkin açıklamalarına yer verilen Clark, başkanlığını yürüttüğü çalışmada söz konusu araştırmaya katılan askerlerin gizli hedefleri belirlemedeki hassasiyetinin diğerlerine göre iki kat arttığını belirlediklerini belirtti. Clark, bu etkinin bu kadar yüksek olmasının kendisi için şoke edici olduğunu söyledi.

Demans, psikiyatrik bozukluklar ve öğrenme güçlüklerini tedavisinde tDCS’ten faydalanılması hakkında daha geniş çaplı bir araştırmayı yöneten Clark, nörobilimin askeri sahada kullanımının kendisinde rahatsızlık yarattığını söyledi. Clark buna karşın çalışmalarını durdurması durumunda da tDCS’ten yarar görecek insanların bu imkandan mahrum kalacaklarına dikkati çekti. ”Yeryüzündeki hemen her teknolojinin askeri alanda bir uygulaması” vardır diye konuşan Clark, ne kadar rahatsız edici olursa olsun bilimadamlarının bundan kaçınmasının mümkün olmadığını ifade etti.

Raporda, tDCS sahasındaki araştırmanın henüz emekleme safhasında olmasına karşın yapılan bilimsel araştırmaların bu yöntemin dikkati ve hafızayı güçlendirdiği ve beyin görüntüleme sistemleriyle birlikte kullanılması halinde ”askeri bağlamda öğrenmeyi güçlendirmede uzun zamandır özlenen bir araç olabileceği” belirtildi.

İNSAN BEYNİ HEDEFLERİ MEVCUT SİSTEMLERDEN DAHA HIZLI ALGILIYOR
Raporda yer alan en çarpıcı araştırma ise insan beyninin, beyin-makine arayüzleri (BMA’lar) adı verilen cihazlar yardımıyla doğrudan, insansız hava araçları ve diğer silah sistemleri gibi askeri teknolojiye bağlanmasını öngören araştırma oldu.

İnsanların kontrol imleçleri ve suni uzuvlarını beyin sinyallerini kullanan BMA’la yardımıyla kullanabildiğine ilişkin bir araştırmaya yer verilen raporda bunun askeri uygulamalarının araştırılmasının önemi üzerinde duruldu.

Raporda, ”İnsan beyninin, hedefler gibi görüntüleri, bilinçli olarak algılanan nesnelerden daha hızlı işlemden geçirebiliyor olması nedeniyle sinirsel bağlantılı arayüzleri yardımıyla kullanılan silah sistemleri, hız ve hassasiyet açılarından, diğer sistem kontrol yöntemleri karşısında önemli avantajlar sağlayabilir” ifadesine yer verildi.

Raporda kısaca EEG adı verilen elektroensefelogramın da askeri sahada kullanımı olabilecek bir diğer araç olduğu belirtildi.

Başa yerleştirilen saç filesi biçimindeki elektrotlar yardımıyla beyin dalgalarını kaydetmede kullanan EEG’nin, sinirsel geri bildirim tedavisi ile birlikte kullanımının insanların beyin dalgalarını kontrol edebildiklerini ve becerilerini iyileştirebildiklerine işaret edilen raporda, bu yöntemle golf ve okçuluk sporu yapan kişilerin becerilerini artırdıklarının gözlemlendiği kaydedildi.

ABD askeri araştırma kuruluşu Darpa’nın, uydu görüntülerinde, insan bilinçli algısının gözden kaçırdığı hedef noktalarını belirlemede EEG’den yararlandığı bildirilen raporda, EEG grafiklerinin beynin bazen hedefleri fark etmiş olmasına karşın bunu bilinçli düşünceye çevirmede başarısız kaldığını gösterdiğine dikkat çekildi. Raporda, araştırmanın bir grup görüntü üzerinde daha dikkatli araştırma yapmak amacıyla EEG grafiklerinden faydalanan personelin hedef belirleme hassasiyetlerini eskisine göre 3 kat artırdıkları vurgulandı.

Aktif Beyin Eğitimli Beyin

  • 13.2.2017 15:10:07
  • 0 Yorum
  • 487

Beynimiz her biri birbiriyle 5 ile 10 bin arsında elektriksel bağlantı kuran yaklaşık 100 Milyar sinir hücresinden oluşmaktadır. Her anı, her düşünce ve duygu bu uçsuz bucaksız iletişim alanındaki bağlantıları değiştirmektedir. Bu cümle bittiğinde bile beynimiz fiziksel anlamda değişmiştir.

Ancak beynimizin doğrusal ve sistematik olmayan bağlantı yapısı anılarımızı belli bir düzen içinde araştırmamızı engelliyor. Bir anı bu ağın içindeki bir düğüm aracılığı ile başka bir düşünce ve algının verdiği ipucu ile doğrudan bilincimize geliyor. Dizinsel bir araştırma olmuyor. Bu sebepten de bazı anılar ancak dilimizin ucuna geliveriyor ama tespit edilemiyor. Avcı ve toplayıcı atalarımıza hizmet etmek için evrilmiş haliyle bulunan beynimizin, bu dönemin ihtiyaçlarına cevap vermesi için eğitilmesi gerekiyor. 
Civciv cinsiyeti 
Erkek civcivler Tavuk çiftlikleri açısından sanayi toplumunun pek işine yaramıyor. Bu sebeple boş yere beslememek için -toplu iğne başını - görmesi gereken uzmanlar yaratılması gerekiyor. Bu uzmanın beyni artık öyle bir algıliyor ki bunu , normal insanın görmesi mümkün değil.
Her hangi bir konuda uzmanlaşmış insanlar hayatı farklı bir şekilde görür. Satranç oyuncuları da böyledir.
Bizim uzmanlık dediğimiz şey eski deneyimlerimizin otomatikleşmesi ve zihinsel geri çağırım ile bu deneylerin planlanması mekanizmasıdır.
EP’nin geçirdiği grip neticesinde Herpes simpleks virüsüne yakalanıp orta temporal loblarından ceviz büyüklüğünde iki beyin parçasının yol olması onun RAM’ini götürmüştü. Kaydetmeyen bir kamera. HARD DİSK çalışıyor ve eski anılar duruyor ama . Bir diğer vaka da BBC’nin müzik yapımcısı Clive Wearing.
Öznel zamanı genişletmek
Bellek zayıf olunca zaman da psikolojik olarak kısalıyor. Kendini daha uzun yaşadığını hissetmek isteyen uzman öznel zamanı genişletmeye çalışıyor. Şöyle açıklıyor daha fazla anımsayarak, yaşamıma daha fazla kronolojik nirengi noktası getirerek, zamanın geçişinin daha fazla farkında olarak.
Olayları başka olaylarla ilişkilendirerek anımsarız. Ağ ne kadar yoğun olursa zaman deneyimi de o kadar yoğun olur.

Tekdüzelik zamanı kısaltırken, yenilik genişletir. Bu nedenle günlük rutinleri düzenli +aralıklarla değiştirmek, değişik yerlere yolculuklar yapmak, olabildiğince fazla deneyim yaşamak ansılarımızı sağlamlaştırmak psikolojik zaman ve yaşam hakkındaki algımızı uzatır. Yaşlandıkça yaşam daha az anımsanır olduğundan zamanın geçişi hızlanmış gibidir. Eğer anımsamak ve insan olmaksa daha fazla anımsamak daha fazla insan olmaktır. Bu da illaki rutinden çıkmayı ve değişiklik yapmayı gerektirir.

İnsanın tüm hücreleri 15 yıl içinde değişiyor. Tamamen yeni bir insan oluyor ama bellek süreklilik hissini veriyor.
BELLEK SARAYI
Bir malikane kocaman havuzunda Claudia var ve havuz peynir dolu. Claudia da çıplak imge oluştururken belden aşağıya odaklanmış ilkel benliğimizi çok daha kolay hatırlıyor. Evrim beynimizi özellikle iki konuyu ilginç bulacak şekilde kodlamış; cinsellik ve espri
Antik çağda metinler sadece okunmuyor. Üzerinden defalarca geçiliyor, tekrar tekrar düşünülüyor.tefekkür ediliyor. Şu anda bu yazıyı da bu sebepten yazıyorum. Beyin vücudun en pahalı uzvudur. Beden kitlesinin %2’sini kaplar ama enerjinin %20 sini harcar. Çünkü elektriksel ve hızlı geçişler ciddi enerji harcar.

Sözcükleri müzik ve kafiyeye uyarlamak beynimize fazladan katman eklemek demektir. Harika bir ilave hatırlatıcı.

ANIMSAMA VE TEKNOLOJİ
Önce defterler sonra ses ve görüntü kaydedicileri, telefon ve PC gibi bilgi depolayıcıları gibi bilgiyi aklımızın dışında depolayan teknolojiler düşünme ve beynimizi kullanma biçimimizi değiştirdi.
Eskiden harfler yoktu. İlk harfler müzik notası gibiydi ve insanın ağzından çıkacak sesleri belirtiyordu. Harfi sözcük haline getirmek çok zordu.Bu sebeple ezberleme gelişti. Tevratta sözcükler arası boşluk ve noktalama işareti de yok. Zaman içinde evrildi. Bu sebeple Hafızlara ihtiyaç vardı. İlk başlarda içindekiler ve dizin de yoktu. Aynı beynimizin şu anki çalışması gibi. Ama dizin ortaya çıkınca bilgiye ulaşmak kolaylaştı. İşte beynimizin de dizini olması lazım. Bu, Bellek Sanatı.

15.yy’da Ravennalı Pietro kafasında 1000 lerce kitaptan oluşan bir kütüphane, bir bellek sarayı inşa etmişti. Eğlence amacıyla bellek sarayına depolamış olduğu kitapları defalarca okurdu. Bugün bir kitap bir kere okunuyor ve tekrarlanmıyor . Yani aslında akılda hiçbir şey kalmıyor. Ana tezleri, birkaç hoş ayrıntı ve genel eleştirel bir yargı. 

TAMAM DÜZLEMİ

Yeni bir beceri kazanırken her kişinin geçtiği üç aşama var.Bunlar da Algı aşaması – Bağlantı aşaması ve Özerk aşama 
Bazı işlemleri otomatik pilota bağlıyor ve sık yaptığımız için beynin arkasındaki rafa kalkıyor. Kapasitemizin altında da olsa rafta bu şekilde yer alıyor. İşte burası artık tamam düzlemi Klavyedeki yazım hızı mesela. 
Kendine yettiğini düşünüp tamam düzlemine geçersen iki parmak otomatik bir şeklide yazarsın ama illa da daha hızlı yazmak için hata yapmaya izin verip hızı artırmak ve daha düşük kapasitede tamam düzlemine yerleşmeden algı aşamasında bırakmak lazım.
Bunun için de hata yapmak , başarısız olmak şart . Başarısız patenciler başarmış oldukları üzerinde defalarca antreman yapar ve tamam düzleminde kalırken, başarılı patenciler algı aşamasından çıkmamaya ve daha zayıf oldukları dönüşlere çalışıyorlar.
Önemli olan antreman ve sık tekrar değil, tamam düzleminin potansiyelin altında oluşmaması için kendini dehaların yerine koyman ve üst sınırı zorlaman. 100 yıl önceki yüzme rekortmenleri şu anda lise yüzme takımına bile giremezler. Aslında evrimin işlevini tamamladığı aynı vücudu kullanıyoruz. Ama sanırım sınırı zorlamak tamam düzlemini yukarıya çekmek bir memetik. 
Belleğin eğitilmesi bilgiye odaklı ve okuyarak ve yaşayarak öğrenmek isteyen bir insan için kaçınılmaz.Çekmeceyi açıp bilgiyi doğru yere koymak, aradığında da hemen bulmak lazım. 
Beyindeki bilgi çoğalıyorsa düzene girmesi şart çünkü eski bilgiler arasında bağlantının oluşması en doğru, yaratıcı ve güncel bilgi için şart.

Beyninizi Mükeleştirmenin Püf Noktaları

  • 13.2.2017 14:29:56
  • 0 Yorum
  • 407


Diyetisyen Elvan Odabaşı Kanar, unutkanlığa ve beynin genç kalmasını sağlayacak yiyecekleri anlattı... 


Kanar, beynin yaşlanmasını yavaşlatmak için her öğünde en az 1 dilim ekmek tüketmek gerektiğini vurguluyor. Özellikle tam tahıllı ekmek tüketiminin beynin genç kalması için önemli bir besin olduğunu hatırlatan Kanar, ekmek yemeden kalıcı kilo verilemediği gibi ekmeksiz diyetlerin beyin fonksiyonlarının yavaşlamasına sebep olduğunu söylüyor. 

D vitamini de beynin genç kalmasını sağlayan vitaminlerden. Bu vitamin için en etkili kaynak ise güneş ışığı. Her gün 15 dakika güneşlenin ya da 1000IU D vit3 tableti kullanın. 

E vitamini beyin sağlığı açısından en temel antioksidanlardan birini oluşturuyor. Bu vitamin özellikle tahıllarda bolca yer alıyor. Bu nedenle bulgur, esmer pirinç, karabuğday, çavdar, kinoa, yulaf gibi besinlere günlük diyetinizde mutlaka yer verin. Tam tahıllı ekmeği hayatınızdan asla çıkarmayın. 

Polifenol içeriği yüksek kırmızı meyveler de beyni genç tutan besinler arasında. Tam bir antioksidan deposu olan nefis ara öğün alternatifleri kırmızı meyveler; serbest radikalleri nötralize ederek yaşlanmaya karşı beyninizin direncini arttırıyor. 

B12 vitamini; et, tavuk, balık, süt, yumurta gibi hayvansal kaynaklı besinlerde bulunuyor. Haftada 3 gün kırmızı et, her gün 4 porsiyon süt ve süt ürünü ve her gün 1 yumurta tüketimiyle B12 kaynaklarından faydalanabilirsiniz.   

Omega 3 yağ asidinden zengin, trans yağ asitlerinden fakir bir beslenme düzeni beyin sağlığı açısından oldukça önem taşıyor. Balık, içerdiği omega-3 yağ asidi ile unutkanlığınıza mucize çözüm. Omega-3 beyinde sinir iletimini arttırma özelliğiyle yaşlanma sürecini azaltıyor. 

Balık mevsiminde olduğumuz şu günlerde haftada en az iki kez balık tüketin.

İster ayran olarak ara öğünlerde tüketin, ister yoğurt ya da cacık olarak ana öğünlerinizin yanında ama unutkanlığı önlemek istiyorsanız yoğurt yoğurt tüketimi şart! Yoğurdun içerisindeki tirozin adlı madde sadece unutkanlığınıza çare olmuyor, aynı zamanda beyninizi uyararak hızlı düşünmenize ve enerjik olmanıza da katkıda bulunuyor.  

Beyninizi ve metabolizmanızı ultra hızlı çalıştıracak bir dost öneriyoruz; 125 gram light yoğurt ve 1 çay bardağı soyulmuş narı karıştırarak ara öğün alternatifi olarak tüketeceğiniz bu yoğurdu çok seveceksiniz. 

Şekli itibariyle de beyne benzeyen besin ceviz, hem E vitaminiyle hem de omega-3'le beyin hücrelerinize sağlık, size de rahatlık veriyor. Her gün kahvaltınızda 2 tüm ceviz tüketin. 

Havucun tam da mevsimi olan bu aylarda, 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ve bol limon ile tüketeceğiniz bir tabak havuç salatası unutkanlığınıza ilaç gibi gelecek. 

Ezberleme ve unutkanlık konusunda kendinize bir arkadaş arıyorsanız, ananasın üzerine 1 çay kaşığı tarçın serperek hem tatlı ihtiyacınızı bastırabilir hem de not defterinize elveda diyebilirsiniz. 

Yapılan çalışmalarda yeşil ve siyah çayın Alzheimer hastalarında birçok yönden mücadele ettiği anlaşıldı. Yeşil çayın etkisi siyah çaya göre daha uzun süreli olmakla birlikte iki çayın da akıl fonksiyonlarına olumlu etkisi biliniyor. 

Kakao polifenol kaynağı olduğu için beyin sağlığımız açısından oldukça faydalı bir besin. Ruhunuzu genç tutan kakao, beyninizi de genç tutar. Özellikle kakao oranı %75'in üzerinde olan bitter çikolatalar antioksidan etkiyi arttırarak beyninizin yaşlanmasını geciktiriyor. Yalnız miktara DİKKAT! Günlük 40 gramın üzerinde çikolata tüketmeyin. 

Badem, ceviz, yer fıstığı yağ asidi örüntüsü bakımından zengin kaynaklarımızdan. Ara öğün olarak her gün 10 adet çiğ badem tüketin, beyninizi genç tutun.

iyibilgi, 11/10/ 2014

İyi Hafızaya Sahip Olmanın 10 Kuralı

İnternet sitesi Yahoo, Sarah Jio'nun değişik uzmanlardan derlediği ''Daha iyi hafızaya sahip olmanın 10 kuralı'' başlıklı araştırmasının sonuçlarını yayınladı.
Sakinleşmek, stresten uzak durmak, egzersiz yapmak, yeşil yapraklı ve parlak renkli sebze ve meyve yemek, ezberlemek hafızayı güçlendiriyor.

Beyin kaslarını harekete geçirerek, daha güçlü hafızaya sahip olabilmenin mümkün olduğunu ortaya koyan araştırmanın sonuçları şöyle:
- Bir şeyi öğrenmek için el hareketleri kullanmak beynin anımsama yapmasında kolaylık sağlıyor.
- Televizyon izlemek, kitap okumak ve müzik dinlemek gibi aktivitelerle beyni meşgul etmeden kesintisiz en azından 6 saat uyuma hafızayı onarıyor.
- Sakinleşmek ve stresten uzak durmak beyne ciddi anlamda yardımcı oluyor.
- Egzersiz, tüm vücuda özellikle beyindeki hafıza bölümlerine ulaşarak kan akımını hızlandırıyor.
- Brüksel lahanası, brokoli, kabak, yapraklı yeşillikler, kiraz, kırmızı elma, patlıcan ve üzüm gibi parlak renkteki sebze ve meyve yemek hafızayı kuvvetlendiriyor.
- Okumak ve okunan kitabı tartışmak hafızayı güçlendiriyor. Beyindeki düşünmeden sorumlu bölgeyi güçlendirmek için okunan şeyin tercüme edilmesi de etkili oluyor.
- Koku, hatırlamaya yardımcı oluyor. En kuvvetli ve ekonomik koku ise biberiye. Konsantrasyon ve dikkat sorunu çeken kişilere biberiye içerikli parfüm öneriliyor.
- Tek bir şeyle ilgilenmek. Örneğin, kitap okurken televizyonun açık olmaması, yemek yaparken telefonla konuşmamak gibi...
- Ezberlemek.
- Sürekli yeni şeyler öğrenmek.

netdoktorum, 06/09/2011

‘Alzheimer’ı Geciktiriyor

İki dil bilmenin beyni çalıştırıp, alzheimerı yavaşlattığını ortaya çıkardı
Kanada’da yapılan bir araştırma, anadil haricinde başka bir lisan kullanmanın, beyni çalıştırıp, alzheimerı yavaşlattığını ortaya çıkardı. Araştırmayı yürüten profesör Ellen Bialystok, “Kişi, yabancı dili ne kadar iyi bilirse etkisi beyne o kadar fazladır” dedi. “40, 50, 60 yaşlarında dil öğrenmek beyni çalıştırır ve olumlu etkileri olur” diyen Bialystok, 450 alzheimer hastasını incelediklerini belirterek, yabancı dil bilmeyen hastaların birden fazla dil bilen kişilere göre dört ile beş yıl daha erken hasta olduklarını açıkladı.

vatan, 19/02/2011 

Beyin yorgunluğu mu yaşıyorsunuz?


Beynim dolu, hiçbir şey düşünemiyorum. Ağır stres altındayım, yaşadığım olayların etkisinden kurtulamıyorum.

Son zamanlarda başarı grafiğim çok düştü, hatalı kararlar alıyorum, işlerimi takip ve kontrol edemiyorum diyorsanız beyin yorgunluğu yaşıyor olabilirsiniz. Reem Nöroloji Merkezi'nden Dr. Mehmet Yavuz, beyin yorgunluğunda en çok karşılaşılan şikayetlerin, unutkanlık, dikkat eksikliği, algılama eksikliği, öğrenme ve ezberleme zorlukları, beyinde ağırlık hissi, dikkatsizlik, tahammülsüzlük ve çabuk sinirlenme olduğunu söyledi.

Yavuz, beyin yorgunluğunun ekonomik verilerle uğraşan kişilerde, yoğun iş temposuna maruz kalanlarda, öğrencilerde ve buna benzer birçok meslek grubunda yaşanabileceğini belirtti. Peki beyin yorgunluğuna karşı ne yapılabilir? Yavuz şu önerilerde bulundu:

Kişi kronik stres oluşturan durumlardan uzaklaştırılmalıdır. Çalışanların fiziksel sağlığı kadar ruh sağlıkları da düşünülmelidir. Havasız mekanlarda insanların çalıştırılmasına engel olunmalıdır. Günlük düzenli spor aktiviteleri yapılmalıdır. Fındık, ceviz, badem, çekirdekli kuru üzüm, yeşil sebzeler, böğürtlen, yaban mersini, somon ve sardalye balığı, üzüm suyu, elma, kepekli pirinç ve sıcak kakao beyin yorgunluğuna iyi gelen gıdalardır. Aynı şekilde çay ve kahve beyin yorgunluğuna iyi gelir.

zaman, 13/02/2011

Hafızayı Korumanın En İyi Yolu


Hem güçlü bir antibiyotik hem hafıza kaybını önlüyor...

Güçlü bir antibiyotik ve antiviral olan sarımsak, kolesterolü ve yüksek tansiyonu düşürüyor. Japonya’da yapılan araştırmaya göre, sarımsak fizyolojik yaşlanmayı ve yaşlanmaya bağlı hafıza kaybını da yavaşlatıyor.

vatan, 07/02/2011 

Güçlü Hafıza İçin Kardiyo Egzersizi

Düzenli ve aşırıya kaçmadan yapılan kardiyovasküler egzersizin, 55 yaşın üzerindekilerde hafızayı güçlendirebileceği, böylelikle yaşlılığa bağlı unutkanlığın azalabileceği belirlendi.

ABD'nin Pittsburgh, Illinois ve Rive üniversitelerinden bilimadamlarının araştırmasına 55-80 yaşında unutkanlık sorunu olmayan 120 kişi katıldı.

Katılımcıların yarısına haftada 3 gün 40 dakikalık yürüyüşü içeren bir program önerildi. Diğer katılımcılar sadece esneme hareketleri yaptı.

120 kişinin MR'ı araştırmadan önce, 6 ay sonra ve araştırmanın sonunda çekildi.

Düzenli yürüyenlerin bir yıl sonra hafızada rol oynayan beyindeki sol hipokampüs bölgesinin hacminin % 2,12, sağ hipokampüsün yüzde 1,97 arttığı görüldü. Diğer gruptakilerin ise sol hipokampüsünün hacminin yüzde 1,40, sağ hipokampüsün yüzde 1,43 azaldığı belirlendi.

Daha önce yapılan bazı araştırmalar, beynin bu bölgesinin yetişkinlikte kendiliğinden daraldığını, bu durumun da hafızayı etkilediğini ve bunama riskini artırdığını göstermişti. 

Araştırma, Amerikan PNAS dergisinde yayımlandı.

habervaktim, 31/01/2011 
Hafızayı Güçlendirmenin Yolu!

''Nature Neuroscience'' dergisinde yayımlanan bir araştırma, ''ezberlenen bir şiiri ya da anıları hatırlamanın en iyi yolunun şekerleme yapmak'' olabileceğini ortaya koydu.

Daha önce yapılan araştırmalar, beynin hipokampus bölgesinde geçici olarak saklanan yakın zamana ilişkin anıların, hemen ''yerleşmediğini'', anıların, öğrenmenin üzerinden biraz zaman geçtikten sonra yeniden etkinleştiğini ve bu durumun anıların kalıcı depolamanın olduğu neokortekse gönderilmesinde önemli rol oynadığını göstermişti.

Uykunun bu süreçlere etkisi olmadığı fikrinden yola çıkan Almanya'daki Lübeck Üniversitesi'nden Bjorn Rasch ve ekibi, 24 gönüllüden, üzerinde hayvan ve araç gereç resimlerinin bulunduğu 15 çift kartı ezberlemelerini istedi. 40 dakika sonra uyanık kalan katılımcılardan yarısına bazı farkların bulunduğu başka kartları ezberlemeleri söylendi. Katılımcıların diğer yarısı, farkların bulunduğu kartları ezberlemeden önce şekerleme yaptı.

İki grubun da ilk kartları hatırlama becerileri ölçüldü. Şekerleme yapanların kartların ortalama yüzde 85'ini, yapmayanlarınsa yüzde 60'ını hatırlayabildiği belirlendi.

''Nature Neuroscience'' dergisinde yayımlanan araştırmada, ''bu durumun, anıların beynin hipokampus ile neokorteks bölümleri arasında aktarımının, uykunun ilk dakikalarında başladığını gösterdiği, sadece 40 dakikalık uykudan sonra anıların büyük kısmının yeni bilgiler alınmasına rağmen beyinde depolandığı'' belirtildi.

Şekerlemenin, yabancı dil öğreniminin yanı sıra travma sonrası stres bozukluğu rahatsızlığı olan kişilerin anılarına ''yeniden biçim vermesi'' açısından da faydalı olabileceğine işaret edildi.

sabah, 24/01/2011 
Dikkat Güçlüğü Çekenler


Dikkat güçlüğü çekenler için doğada birçok bitki bulunuyor. Bunların başında ise soğan geliyor.

Soğan, aşırı yıpranmaya, fiziksel yorgunluğa karşı iyi gelir. Kanı sulandırır, beyin oksijeni daha iyi alır. 

Ceviz, fındık, fıstık ise konferanslarda, konserlerde, uzun araba yolculuklarında, sinirleri kuvvetlendirirken, beyindeki haber alma maddelerinin oluşumunu hareketlendiriyor.

sabah, 19/01/2011

Akıl sağlığı için...

İngiliz The Sun gazetesi, hafıza ve beyin sağlığı için çok önemli olan 5 besini okuyucularıyla paylaştı.

Özellikle yemişlerin stresi azaltan antioksidan deposu olduğuna dikkat çekilen haberde, bazı besinlerin beyin tümörlerinin gelişimini bile azaltabildiği belirtildi. İşte sağlıklı bir zihin için tüketilmesi gerekenler:

Çilek: İçinde bol miktarda yaşlanmayı engelleyen flavenoid bulunduran çilek hafızayı kuvvetlendiriyor. Yaşlanan beyin için ise yaban mersini tüketilmeli.

Yumurta: Beynin ve hafızanın gelişmesini sağlayan kolin maddesi yumurtanın sarısında bulunur. Kolin barındıran yumurtanın özellikle 7 yaşın altındaki çocuklar tarafından tüketilmesi tavsiye ediliyor.

Kahve çekirdeği: Taze öğütülmüş kahve çekirdeği vitamin, mineral, antioksidan ve amino asit deposudur. Düzenli olarak kahve içenlerin hafıza kaybı yaşamadığı belirtilirken Güney Kore’de yapılan bir araştırma, kahvenin beyin tümörünün büyme hızını yavaşlattığını ortaya çıkardı.

Somon balığı: Somon balığı gibi yağlı balıklarda bol miktarda omega-3 yağ asidi bulunur. Omega-3’teki bileşenler beyindeki sinyallerin aktarım hızını arttırıyor. Omega-3’te bulunan DHA asitinin eksikliği hafıza kaybı, konsantrasyon eksikliği ve şizofreniye neden olabiliyor.

Yemiş: Fındık ve ceviz gibi kabuklu besinler beyne olumlu katkı yapan E vitamini içeriyor. Hafıza kaybı ve unutkanlıkla mücadele ediyor.
vatan, 22/01/2011 

Beyniniz İçin Faydalı 4 Bitki


Birçok şifalı bitki ve baharatın tıbbi etkisi bulunuyor. Bunların içinde beyin sağlığını da destekleyenler de var. İşte daha keskin bir zekaya sahip olmak için yemeniz gereken bitkiler!

Reader's Digest dergisinde yer alan habere göre, beyninizi, hafızanızı korumak ve kuvvetlendirmek istiyorsanız özellikle bu dört şifalı bitkiye odaklanmalısınız:

1. Zerdeçal: Bu hardal sarısı toz bir antioksidan ve aynı zamanda güçlü bir anti-inflamatuardır. Zerdeçalın her gün acı baharatların içinde yendiği Hindistan'da Alzheimer gelişme riskinin Amerika'dan yüzde 25 daha az olduğu belirtiliyor. Laboratuar çalışmalarında, zerdeçalın içindeki aktif madde olan "Curcumin" ile beslenen farelerde Alzheimer'la ilişkili amiloid plaklarının daha az oluştuğu belirlendi.

Zerdeçalı baharatlı yemeklerinize ya da yumurta salatanıza toz olarak atabilirsiniz. Ya da şehriye çorbasına ekleyebilirsiniz.


2. Adaçayı: Nane ailesinin bir üyesi olan adaçayı, hafıza artırıcı olarak biliniyor ve beyni Alzheimer'a neden olan belirli süreçlere karşı koruyor. İngiltere'de yapılan bir araştırmada, sağlıklı genç yetişkinlerin adaçayı hapları içtikten sonra kelime hatırlama testlerinde daha başarılı oldukları tespit edildi.

Adaçayını omletlere, domates sosuna, kızarmış tavuğunuza ekleyebilirsiniz. Ya da 2 çay kaşığı kurutulmuş adaçayını kaynamış suya atıp şifalı bir etkiye sahip çay elde edebilirsiniz.

3. Wasabi: "Japon Hardalı" olarak da bilinen ve bayır turpundan elde edilen yeşil renkli macun Wasabi, hardal ailesinden geliyor. Genellikle suşi ile birlikte yeniyor. Sinir hücrelerinin birbirleriyle iletişim kurmalarına yardım ediyor.

Herhangi bir balık çeşidiyle iyi giden bu gıdayı tüp ya da toz şeklinde satın alabilirsiniz. Bu sosu ayrıca salata süslemelerinde veya lahana salatasının üzerinde kullanabilirsiniz.

4. Sarımsak: Kan pıhtılaşmasını önlemeye yardımcı olmak için kanı incelten sarımsak, kolesterolü de düşürebiliyor. Sarımsağın strese direnmeye yardım eden kimyasalların üretimini harekete geçirerek yaralanma ya da hastalıklardan kaynaklanan nöronları koruduğu düşünülüyor.

Kıyılmış sarımsağı her türlü salamurada ya da salata soslarında kullanabilirsiniz. Etinizde, tavuğunuzda, bifteğinizde, hamur işlerinizde veya sebze yemeklerinizde de rahatça sarımsak tüketebilirsiniz.

zaman, 17/01/2011

Hafızanızı Güçlendirmenin Yolları

Karşılaştığınız birinin ismini hep unutuyor musunuz? Anahtarlarınızı nereye bıraktığınızı ya da dışarıya çıkarken kapıyı kilitleyip kilitlemediğini hatırlayamadığınız zamanlar oluyor mu? Nadiren de olsa herkes bu tür unutkanlıklar yaşar. Fakat, bunları ne sıklıkta ve ne yoğunlukta yaşadığınız önemlidir.

Foxnews'te yer alan habere göre, 20'li yaşların başından itibaren, beyin nöron kaybetmeye başlıyor ve vücut beynin elverişli olarak çalışması için gerekli olan kimyasalları daha az üretmeye başlıyor. İyi ki, bu süreci yavaşlatmak için yapabileceğiniz birçok şey var. İşte hafızanızı keskin tutmanız için bazı öneriler:

1. Sağlıklı yemekler tüketin: Dengeli beslenme sadece vücudunuz için önemli değildir. Aynı zamanda beyniniz ve hafızanız için de gereklidir. Amerikan Nöroloji Akademisi'ne göre, çilek, portakal, ıspanak, havuç, domates, brokoli ve yer elması gibi antioksidan bakımından zengin olan meyve ve sebzeleri tüketmek felç riskini yüzde 11 oranında azaltıyor.

Başka bir araştırma ise yaban mersini, kızılcık ve üzümdeki antioksidanlar ve polifenollerin diğer insanlarla iletişim için gerekli olan beyin hücrelerinin yeteneğini geliştirdiğini ve beynin yaralanmalardan kolayca etkilenmesini önlediğini gösteriyor.

Meyve ve sebzelere ilave olarak, niasin ve folik asit gibi B vitaminleri ile zerdaçalın aktif maddesi curcumin gibi elementler hafıza kaybını önlemeye yardımcı oluyor, Alzheimer hastalığı oluşma riskini azaltıyor.

2. Egzersiz yapın: Kaslarımızın şeklini korumak için egzersiz yapmalısınız. Fakat, egzersizin zihninize de faydası olduğunu biliyor muydunuz?

Kardiyovasküler egzersiz hafıza kaybını önlemeye yardım ediyor. Doktorlar bu egzersizin beyne giden kan dolaşımını düzenlediğini ve yaşlanmaya bağlı beyin dokularının kaybını azalttığını düşünüyorlar. Beyin taraması çalışmaları fiziksel olarak egzersiz yapan yaşlı erkeklerin gri maddelerinin (Beyin iki yarım küreden oluşur, bu yarım küreler gri bir maddeyle kaplıdır. Bu gri maddenin diğer adı kortekstir. İnsan davranışlarını kontrol eder, öğrenme, hatırlama, düşünme gibi fonksiyonları ifade eder) yapmayanlardan daha iyi olduğunu gösterdi.

Zihninizi keskinleştirmek için maratona katılmanız gerekmiyor. Zihin-vücut egzersizi hafıza kaybıyla mücadelede yardım edebilir. Basit aerobik egzersizleri rutin haline getirin, ancak aşırıya kaçmayın. Çünkü fazla egzersiz nedeniyle oluşabilecek dehidrasyon hafıza fonksiyonlarınıza zarar verebilir.

3. Beyin egzersizi yapın: Beyin gelişiminize yardım etmek için beyninizi çalıştırmalısınız. Beyni aktif tutarak, nöronal beyin hücrelerini yeni bağlantılar kurmaya teşvik edersiniz. Bu anılarınızı taze tutar ve hafıza kaybını önleyebilir.

Beyin egzersizi için yapabileceğiniz birçok şey var. Bunlardan bazıları bulmaca çözmek, satranç oynamak, kitap okumak ve aktif olmak. Müzik aleti çalmayı, yeni bir dil öğrenmek veya yeni bir hobiye başlamak gibi yeni şeyler öğrenmek de faydalıdır. Burada önemli olan bunları düzenli olarak yapmaktır.

4. Hafızayı destekleyici takviyeler alın: Bilim, çinko ve folik asit gibi bazı besin takviyelerinin beyin gelişimindeki faydasını kabul etti. Araştırmacılar, diğer besin takviyelerinin beyin fonksiyonlarını desteklemeye yardımcı olduğunu ve erkeklerde erken dönem hafıza kaybını önlediğini belirlediler. İşte bu besin takviyelerinden bazıları:

-Antioksidanlar: Sinir hücrelerini hasardan korumaya ve zararlı serbest radikalleri yok etmeye yardım eder.

-Bitkisel destekler beyinde sinir sinyallerinin transferinde kullanılan nörotransmitter üretimine yardımcıdır.

Japon eriği: Popüler bir bitkisel ilaç olan Japon eriği hafızayı desteklemede geleneksel bir ilaçtır. Güçlü bir antioksidan özelliği vardır, beyindeki kan damarı hasarını önlemeye yardım eder. Aynı zamanda, başınıza giden kan akışını düzenlemeye yardım eder ve kan damarlarının esnekliğini ve yapısını koruyup sinir hücrelerine en uygun oksijen ile besin dağıtımını temin eder.

B vitaminleri: Vücutta birçok metabolik süreçte gerekli olan B vitaminleri tüm vücut sağlığı için önemlidir. Beyne gelince, bu vitamin grubunun iki öğesi B12 ve folik asit çok yararlıdır. B12 vitamini sinir hücrelerinin fonksiyonlarını uygun şekilde yerine getirmesini sağlayan koruyucu olan miyelin kılıfının korunması için gereklidir.

Doğum hasarlarını önlemenin yanında, folik asit beyin nörotransmitter'i için zorunlu bir maddedir. Folik asit eksikliği hafıza kaybıyla ilişkilidir. Hafızası güçlü olanların folik asit oranının yüksek olduğu belirlenmiştir.

Fosfatidikolin ve fosfatidilserin: Bu iki besin takviyesi, tüm hücre zarlarında bulunan fosfolipid ya da yağ asitidir. Bunlar hücre zarının esnek ve sıvı formunda tutulmasında önemli rol oynar ve ayrıca beyin transmitterlerinin habercisi gibi görev yaparlar. Fosfatidilserin seviyesi yağla birlikte azalır ve bu besin takviyesi hafızadaki ve konsantrasyondaki düşüşü tersine çevirir.

Amino asitler: Proteinleri oluşturan temel yapı taşları olan amino asitlerin belirli tipleri beyin gelişiminde ve yenilenmesinde rol alır. Örneğin, L-taurin isimli aminoasit, sinir hücrelerini strese ve toksinlere karşı muhafaza eden bir nörokoruyucudur.

zaman, 21/10/2010

Beyni Geliştiren Besinler

Beyin sadece glikoz ve oksijenle çalıştığından meyvelerde bulunan meyve şekeri kolayca glikoza dönüşür.

Sabahları geç kahvaltı ediyor ya da kahvaltıyı ihmal ediyorsanız, o zaman mevsimlik meyve, meyve suyu ve bir bardak ılık su almayı alışkanlık hale getirin.

-Sabah bir tatlı kaşığı bal. Bir avuç siyah üzüm.
Zencefil içerdiği maddelerle, beynin yeni fikirler üretmensini sağlar. Kimyon akla yeni fikirler getirir. Havuç hatırlama yeteneğimizi artırır; çünkü beyin metabolizmasını canlandıran enzimler içerir. Ananas ezberlemek için çok yararlı bir besindir. Avokado kısa süreli hafıza için tüketilebilir. Çilek stresin etkisini azaltır. Limon algılama yeteneğini artırır. Lahana, troin bezlerinin aktivitesini azaltır ve bu da sinirlenmeye iyi gelir. Soğan aşırı yıpranmaya, fiziki yorgunluğa karşı kanı sulandırır. Böylece beyin oksijeni daha kolay alır. Balık beyin hücrelerinin gelişimini sağlayan Omega-3 içerir. Haftada bir kez yenmesi tavsiye edilir.

Yumurta İçindeki kolin maddesi, beyin hücrelerini yeniler, güçlendirir. Ay çekirdeği, bir avuç çekirdek yemek sinirleri yatıştırır. Ayrıca kasların gevşemesini sağlayan magnezyum sayesinde iyi bir uyku sağlar. Yulaf, vücuda yavaş yavaş ama iyi bir enerji sağlar. Her gün kahvaltıda yemeye dikkat edin. Barbunya, besinden alınan B1 vitamini eksik olursa, hafızanın normalden daha zayıf olmasına neden olur. Haftada 2-3 kez yenmelidir. Bezelye, Ergenlik döneminde yaşanan anksiyeteyi yok edecek B1 ve B3 vitaminlerini içerir. Haftada en az iki ya da üç tabak alınmalıdır. Su, beynin ideal şartlarda çalışması için su oranı yeterli olmalıdır. Günde 6-8 bardak su içilmelidir. Ceviz. Fıstık. Fesleğen. Karabiber.

sabah, 16/09/2010

Sakin Olanlarda Bunama Riski Daha Az

Çabuk öfkelenenlerin bunama riskinin daha fazla olduğu ortaya çıktı. İngiltere'de yapılan bir araştırma, kolay sinirlenmeyen ve sosyalleşebilen insanların yaşlılık döneminde bunama riskinin daha az olduğunu ortaya koydu. 

İngiliz Neurology Dergisi'nde yayımlanan ve 500 kişi üzerinde yürütülen araştırmada, sakin ve kendi halinden memnun insanların kolay sinirlenen ve “negatif” insanlara göre bunama ihtimalinin % 50 daha az olduğu görüldü. 

Öte yandan, aynı araştırmada, kolay sinirlenmeyen insanlar arasında da daha sosyal olanların bunama riskinin % 50 daha düşük olduğu belirlendi.

bugün, 22/01/2009

Baba Desteği Beyni Geliştiriyor

Babaların çocuklarının okul eğitimleriyle ilgilenmeleri, derslerinde yardımcı olmaları çocuklarının beyinlerini geliştiriyor.

ABD'de yapılan araştırmaya göre sıınavlarına babalarıyla birlikte çalışan öğrenciler okulda daha başarılı oluyor. 
Uzmanlar babaların çocuklarıyla vakit geçirmelerinin hareketlerine de olumlu olarak yansıdığını ifade etti. 

Çocukla tüm gün birlikte olmanın önemli olmadığını belirten uzmanlar geçirilen vaktin niteliğinin önem taşıdığını belirtti. 

Babalarıyla iyi ilişki içerisinde olan çocukların da hayata karşı daha olumlu baktığı saptandı.

bugün, 30/11/2008

Hafıza İçin Kırmızı ve Mor Yiyin
Prof. Dr. Mehmet Öz: Zihninizi alzheimer riskine karşı korumak için mor renkli çilek ve frambuaz gibi meyveleri bol bol tüketin. Böylece dün gece ne yediğinizi unutmazsınız!..


Akşam yemeğinde ne yediğinizi hatırlamıyorsanız, karanlık şeyler yakın geleceğinizde sizi bekliyor olabilir...

Siyah kuş üzümü ve boysenberry (Böğürtlen ile ahududunun birleşmesinden doğan bir meyve) ise ilk bu sabah vitaminlerinizi alıp almadığınızı hatırlamanıza yardımcı olur.

Bu besinlerden elde edilen takviyelerin her ikisi de Alzheimer'ın (Tabii kanser ve yaşlanmanın da...) gelişmesine yardımcı olan oxdative stres ve DNA'nın hasar görmesiyle savaşır. Ayrıca, vücudunuzun zaten sahip olduğu ve yiyeceklerden aldığınız antioksidanların sizin için yararlı olup olmayacağını belirleyen üç antioksidanı da artırır...
ANTİOKSİDAN ZENGİNLERİ


Siyah kuş üzümleri küçük, sulu, koyu mor renkte meyvelerdir. C vitamini açısından zengindirler ve keskin ama tatlı bir lezzetleri vardır. Boysenberry ise genetik olarak siyah kuş üzümlerine çok benzer.

Her ikisini de özel kılan, hastalıklara karşı savaşan güçlü 'anthocyanin' antioksidanları açısından zengin olmalarıdır. Anthocyanin açısından zengin olan meyveler genellikle koyu kırmızı ya da mor renkte olurlar.

Alzheimer riskini azaltmak için 'anthocyanin'ler üzerine yapılan çalışmalar henüz başlangıç aşamasında. Ama hiç şüphe yok ki; koyu kırmızı ve mor meyveler, (Özellikle de bu yazıda belirttiklerimiz) bu hastalığa yakalanma riskini azaltmak isteyenler için akıllı seçimler olacaktır.

Sabah, 09/11/2008

Bunamaya İyi Gelen Yiyecekler

Unutkan oldunuz diye bunama fobisine kapılmayın. Doç. Dr. Serdar Dağ'a göre beyin yorgunluğu da unutkanlık yapabiliyor. Çözümü mutfakta... Günlük mönünüze yeşil sebze ve vitaminli meyve ekleyin!..

Korunmak için iyi beslenme, düzenli spor, çalışarak beyini zinde tutmak, stresten uzak yaşam stili benimsenmelidir.

Bunamanın önlenmesinde beslenmenin etkisi var mı?

-B vitamini beynin en büyük dostudur. Başlıca et, balık, yağsız süt, yoğurt, muz, yeşil yapraklı sebzeler ve kuru baklagillerde yüksek oranda bulunur.

-E vitamini hafıza ve öğrenme gücünü arttırır. Havuç, ıspanak, çilek, domates ve koyu yeşil yapraklı sebzeler ile bitkisel yağlarda ve buğdayda bulunur.

-Bol bol balık yemek, adaçayı, yeşil çay, meyve çayları, biberiye, zencefil, karabiber faydalıdır. Özellikle kakulenin beyni canlandırıcı etkisi vardır.

Bir bitki türü olan gingo biloba günümüzde bunama tedavisinde kullanılmaktadır. Bu bitkinin kullanılması hafızayı kuvvetlendirir bunamayı geciktirir. Genç yaştan itibaren yukarıda belirtilen gıdaların tüketilmesi önemlidir. Bunama belirtileri başladıktan sonra bu besinleri almanın bunamayı durdurucu etkisi pek yoktur.

zaman, 10/01/2008

Bunamaya Çiçekli Tedavi

Nergis çiçeğinin soğanından elde edilen galantamin esansı, beyin fonksiyonlarının zamanla yavaşlamasıyla ortaya çıkan alzheimer (bunama) hastalığının tedavisinde kullanılıyor.

Hollanda Leiden Üniversitesi Biyodiversite Bölümü Başkanı Jos Zuidgeest, en çok Hollanda'da yetişen nergis soğanından elde edilen bir alkoloid olan 'Galantamin'in, nitrojen yardımıyla ezilip toz haline getirildikten sonra beyinde oluşan protein azlığına karşı etkili bir ilaç olduğunu açıkladı. 

2003'te Hollandalı girişimci ve bilim adamları tarafından kurulan ve şimdiye kadar alzheimer gibi hastalıklarda kullanılabilecek 320 farklı bitki esansını ortaya çıkaran Biyodiversite Enstitüsü, Hollandalı Çiçek Yetiştiricileri Birliği'yle ortak çalışıyor.

hürriyet, 04/05/2007

Açık Havada Düşünün

1- Beyin açık havadayken ve ayaktayken daha iyi çalışır. İnsan beyninin ayaktayken yaklaşık yüzde 10 daha fazla çalıştığı düşünülmektedir. Önemli kararlarınızı alırken kapalı alandaysanız, "volta atmayı" deneyebilirsiniz.

2 - Yürürken kolları sallamak beynin performansını olumlu etkiliyor. Önemli kararlarınızı açık havada, kollarınızı sağa sola sallayarak yürürken almaya ne dersiniz?

3- Yabancı bir dil öğrenme beyni güçlendiriyor. Her gün birkaç yabancı ya da yerli yeni kelime öğrenip, kullanabilirsiniz. Sözlük okuyabilirsiniz. Alışveriş listesi veya telefon numaralarını ezberlemeyi deneyebilirsiniz.

4- Zihinsel jimnastik /antrenman yapın. Bunun için çeşitli bulmacaları çözebilirsiniz. Satranç gibi akıl oyunları oynayın.

RUTİNDEN KURTULUN

5 - Rutin olarak tekrar ettiğiniz davranışlardan vazgeçin. Bazen telefonu sol elinizde tutun, çantanızı diğer elinizle taşıyın, evinize başka bir yoldan gidin. En azından bir günlüğüne televizyon kumandasını sık kullanmadığınız elinizde tutun.

6 - Entelektüel zevklerinizi geliştirmek için her gün mutlaka iyi bir özdeyiş antolojisinden birkaç cümle okuyun. Beyninizi kaliteli cümlelerle besleyin!


7 - Her gün güzel bir resme veya fotoğrafa bakmaya çalışın. Estetik algınız, gördüğünüz estetik şeyler kadar gelişir.

8 - Sevdiğiniz bir müziği bir süre gözleriniz kapalı dinleyin. Beyin otoriteleri tarafından klâsik müziğin zekâya 7 puan ekleyebildiği iddia edilmektedir.

9 - Günde aklınızdan 60 bin ile 80 bin arası düşünce geçer. Bu düşünceler ne hakkındaysa, hayatınız da ona göre şekillenir. Unutmayın, kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda da onu çoğaltırsınız.

10 - Bir konu hakkında düşünürken, nasıl düşündüğünüzü de gözlemleyin. Düşünmek üzerine düşünmek, beyin ve düşünce kapasitesini artırır.

KALİTELİ BEYİN İÇİN UYKU

11 - İyi bir uyku kaliteli bir beyin için şarttır. Çok uyuyorum diye üzülmeyin. Einstein'in günlük 10 saatten fazla uyuduğu biliniyor. 24 saati geçen uykusuzluk beyinde sarhoşluğa benzer bir etki yapar.

12 - Bol ve temiz oksijen beyin için çok önemlidir. Beynimiz ağırlık olarak vücudumuzun yüzde 2'sini oluşturduğu halde, vücuda gelen oksijenin yüzde 25'ini tüketir. Oksijensiz kaldığımızda ölümü gerçekleşen ilk organımız beyindir. Odanızın penceresini açarak kendinize bol bol oksijen ısmarlayın.

13 - Farklı düşünme tarzları beyninizi geliştirir. Çocuklar ve hayvanlarla daha fazla vakit geçirin. Sizden farklı düşünen insanlarla konuşun.

14 - Kullanılmayan organ körelir. Sürekli televizyon seyrederek beyninizi "düşük viteste çalıştırmayın.

15 - Beynin en tehlikeli yanı "ters çaba" kuralına göre çalıştığı anlardır. Başınıza gelmesinden en çok korktuğunuz şeye odaklanırsanız, korktuğunuzu başınıza getirir! Buna ters çaba kuralı denir. Bataklıktan
çıkmaya çalıştıkça, dibe gömülmeye benzer. Beyin odaklanılan hedef olumsuz olsa bile, bunu gerçekleştirmek için çalışır. Topluluk önünde konuşma yaparken "acaba heyecanlanır mıyım?" diye düşünürseniz, heyecanlanırsınız. Kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda onu çoğaltırsınız. Dr.Davit J.Schwartz’a göre: “Bir şeyin imkansız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkansız olduğunu ispatlamak üzere çalışmaya başlar. Ama bir şeyin yapılabileceğine inandığınızda, gerçekten inandığınızda aklınız onu yapmak üzere çözüm bulmanıza yardım etmek için çalışmaya başlar”

16. Kitap okumak güçlü bir beyin jimnastiğidir. Zihinsel adaleleri çalıştırır. Okurken Bacon’ın şu ilkesini izleyebilirsiniz: “Kurnaz insanlar okumayı küçümser. Basit insanlar ona hayran olur. Akıllı insanlar ise ondan faydalanırlar. Yalanlamak ve reddetmek için okuma. İnanmak ve her şeyi kabul etmek için de okuma.
Tartmak, kıyaslamak ve düşünmek için oku.”

28.Her şey beyinde başlar. Her şey beyinde biter. “Öğrendiklerinize dikkat edin, düşüncelerinize dönüşür.
Düşüncelerinize dikkat edin, duygularınıza dönüşür. Duygularınıza dikkat edin davranışlarınıza dönüşür. Davranışlarınıza dikkat edin alışkanlıklarınıza dönüşür. Alışkanlıklarınıza dikkat edin, karakterinizi biçimlendirir. Karakteriniz ise kaderinizdir.”

17 - Beyin kas sistemi ile değil, elektro-biyo- kimyasal reaksiyonlarla çalıştığı için, kolumuz ya da bacağımız gibi fiziksel anlamda yorulmaz. Beyni yoran monotonluktur. Hayatınızı ne kadar renklendirirseniz, beyninizi o kadar neşelendirirsiniz.

SAYI KURALI

18 - Beyin kısa süreli hafızada beş ile yedi arasındaki bilgiyi işleyebilir. Yeni bir bilgi gelince, bu bilgilerden birini atar. Buna "sihirli sayı" kuralı denir. Bu kural aşılıp aşırı bilgi yüklenmesi durumunda beynimiz "servis dışı" olur. Hayatınızın en büyük kararlarını alırken "kafadan " değil, tıpkı beş haneli iki rakam grubunu çarparken yaptığınız gibi, bir kâğıt üzerine yazarak ne yapacağınızı hesaplayın.

19 - Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. Fiziksel zindelik, zihinsel zindelik getirir. Uzun süre hareketsiz kalmak, zihni de hareketsizleştirir. Spor yapmaya, fazla kilolarınızdan kurtulmaya özen gösterin. Yeterince su için. Çünkü, insan beyninin yüzde 78'i su ile kaplıdır.

20 - Ders çalışırken ilk öğrenilenler, son öğrenilenler, sık tekrarlananlar ve ilginç bulunanlar en çok akılda kalanlardır. Dersleri kısa aralar vererek çalışmak (geri ders başına dönmek kaydıyla!) akıllıca bir harekettir.

21 -Einstein “bir problemi yaratan bir zihni, aynı düzeyde çalıştırarak o problemi çözemezsiniz” der. Yeni bir hayat için gereken, yeni bir akıldır. Yeni bir aklın önündeki en büyük engel entelektüel atalettir. Entelektüel atalet nedir? Düşündüğünü yapmamak ve yaptığı üzerine düşünmemek.

22-Beyin analizde tıkandığında örneklerle akıl yürütür. Kendinize bir “kanaat önderi” seçin ve onun zihnini kafanızın içindeymiş gibi düşünün. Mesela "O benim yerimde olsaydı ne yapardı?" diye varsayımsal akıl yürütebilirsiniz.

23.Beyinin kendini gerçekleştiren kehanetler kurma gücü çok yüksektir. Kendinizi
ve hayatı nasıl tanımlarsanız, öyle algılarsınız.

24-Bu hafta kafanızı nasıl daha iyi çalıştırabileceğiniz üzerine daha fazla düşünün. Unutmayın, beynimizi daha iyi çalıştırmak için kullanacağımız organ yine beynimiz! "Aklınızı "başınıza" toplayın ve kullanın! 
kigem

Hastalıkların Kaynağı Beyin


Nöroloji uzmanı Dr. Güçlü Ildız, hastalıkların büyük ölçüde beynin ön bölgesinin duyarlılık derecesi ve doğal olmayan beslenmeden kaynaklandığını, bunlar gözardı edildiği için tedavi yerine sadece hastalıkların semptomlarıyla ilgilenildiğini söylüyor. 

Tıbbın hızla ilerlediği günümüzde kalp, tansiyon, şeker gibi hastalıklar yakamızı bir türlü bırakmıyor. Bir ömür ilaçla yaşamak artık pek çoğumuz için rutin haline geldi. Nöroloji uzmanı Dr. Güçlü Ildız, bunun sebebinin hastalıkların asıl kaynağı olan beyinle ilgilenilmemesi olduğunu anlatıyor. Beynin öneminin hep söylendiğini ama uygulamaya gelince göz ardı edildiğini ifade eden Ildız, var olan hemen tüm yapıların belirli bir organizasyon şemasıyla işleyişini sürdürdüğünü, bunun vücudumuz için de geçerli olduğunu ifade ediyor. 

HASTALIK DA TEDAVİ DE KİŞİYE ÖZEL 

Hastalıklarımızın beynin etkisiyle ortaya çıktığını anlatan Ildız, örneğin bir şeker hastasında neden beyin çalışma özelliklerinin araştırılmadığını soruyor.

Günümüzde hastaların "madde" boyutunda kabul edildiğini ve "hastalık" olarak tedavi edilmeye çalışıldığının altını çizen Ildız, böylece hastalık nedeninin değil ama sonuçlarının tedavi kapsamına alındığını, hasta faktörü ve onun beyin çalışma özelliklerinin göz ardı edildiğini söylüyor.

Bu tedavilerin, uzun süreli ya da ömür boyu ilaç kullanma mahkumiyetinden öteye geçemeyeceğinin de altını çizen Ildız, her bireyin sahip olduğu beyin çalışma özelliğinin kişiye özgü olduğunu, bu nedenle vücudun çalışma özellikleri ve gelişen hastalıkların da kişiye özgü olacağını, her hastalığın tedavisinin de kişiye özgü olması gerektiğini anlatıyor. Ildız'a göre hastaların tedavilerinde yaşanan başarısızlıkların nedeni bu genellemeler ve kalıplar içinde hareket edilmesi. 

ÖNCE BEYİN İYİLEŞTİRİLMELİ 

Doğal ortamda yaşayan hayvanlarda şeker, kalp, yüksek tansiyon, kanser gibi pek çok hastalığın gözlenmediğini anlatan Ildız, aslında insan ve hayvanların vücut yapı ve çalışma biçimlerinin aynı olduğuna dikkat çekiyor.

Akıl ve kişilik özelliklerini ortaya çıkaran ve hayvanlara göre gelişmiş beyin ön bölgesindeki kişisel farklılıkların ve beslenme biçimimizin hastalıkların gelişimini sağlayan önemli özelliklerden olduğunu söyleyen Ildız, işlenmiş gıdaların zararına da dikkat çekiyor.

Ildız hastalıkları tedavi etmek istiyorsak öncelikle beyin ön bölge çalışma özelliklerinin saptanıp iyileştirilmesi ve kişiye uygun yaşam tarzı değişikliklerinin sağlanması gerektiğini söylüyor. 

Nasıl hasta oluruz? 

Beyin ön bölge çalışmasıyla akıl ve kişilik özellikleri ortaya çıkar ve bu bölge hipotalamus aracılığıyla vücudu yönetir. 

Beyin ön bölgesinde oluşan değişik çalışma dereceleri (duyarlılık) insanlarda görülen kişilik özelliklerinin çeşitliliğini sağlar. 

Beyin ön bölge duyarlılığı stres, kafa darbesi, şeker ve hamur işi ağırlıklı beslenme alışkanlıkları ile artar. 

Beyin ön bölge duyarlılığında artış olması ile vücudun yönetimi bozulur (Allostaz). Şeker ve hamurişi ağırlıklı beslenme allostazı ayrıca arttırır. 

Allostaz durdurulamaz ise allostaz etkisi ile dolaylı olarak, nörolojik ve psikiyatrik hastalıkların da oluşmasını sağlar. 

yenisafak, 02/03/2008 

Beyin Gücünü Artıracak Yöntemler!

Uzmanlar, hafıza ve zekâ körelmesinin önüne geçerek beyin gücünü artıracak öneri listesi hazırladı. İşte beyin gücünü artıracak yöntemler

1- Yiyecekler: Protein açısından zengin besinler yarar sağlıyor. Düzenli kahvaltı yapmak da zihinsel performansı arUtırıyor; gazlı içecekler tam tersi etki yapıyor.

2- Müzik: Müzik derslerinin, çocukların IQ''sunu yükselttiği belirlendi. Ancak pop müziğin böyle bir etkisi görülmedi.

3- Zihinsel egzersizler: Zor matematik soruları zekâyı keskinleştiriyor. 5 hafta boyunca zihinsel egzersiz yaptırılan çocukların IQ''su 8 puan yükseldi.

4- Hafıza oyunları: İskambil destesindeki her kartı bir karakterle özdeşleştirip tüm karakterlerin yer aldığı bir hikâye yaratarak, 52 kartı sırasıyla hatırlayabilirsiniz.

5- Uyku: 21 saat boyunca uyumamak, beyin üzerinde sarhoşluk gibi bir etki yaratır. 2 saatlik çalışmadan sonra iyi bir gece uykusu uyumak, öğrenmeyi kolaylaştırır.

6- Yürüyüş: Haftada 3 kez yarımşar saat yürüyüş yapmak; öğrenme, konsantrasyon ve mantık gücünü yüzde 15 artırır.

7- Hobiler: Örgü ören, bulmaca çözen yaşlıların Alzheimer gibi hastalıklara yakalanma riskinin daha az olduğu tespit edildi.

8- Konsantrasyon: Bu da beyin için önemli bir egzersiz! Bir iş üzerindeyken, kısa süreli bir dikkat dağılması sonrasında yeniden konsantrasyon sağlamak yaklaşık 15 dakika sürer.

haber5, 26/01/2008

Kahve Kadınların Hafızasını Koruyor


Fransa ve Portekiz'de yapılan bir araştırmada, kahvenin 65 yaşının üzerindeki kadınların hafızalarını koruyucu etkisinin olduğu belirlendi.

Fransız Ulusal Sağlık ve Tıbbi Araştırmalar Enstitüsü'nün (Inserm) Lizbon Üniversitesi ile ortaklaşa yaptığı araştırmada, günde en az üç fincan kahve veya 6 fincan çayın, günde sadece bir fincan veya daha az içenlerle kıyaslandığında hafızayı koruyucu etkisi bulunduğu ortaya çıktı.

65 ve daha yaşlı 4 bin 197 kadın ve 2 bin 820 erkeğin kafein tüketimi ile hafıza, dil ve mantık yürütme gibi "tanımaya değin" entellektüel peroformansları arasındaki ilişkinin, 4 yıl boyunca elde edilen veriler ve bir istatistik modeli oluşturularak değerlendirildiği araştırmada, kafeinin sadece kadınlarda hafızayı koruyucu etkisi olduğu tespit edildi.

Inserm'den Karen Ritchie, araştırmanın kafeinin kadınların beyin fonksiyonu üzerinde koruyucu bir etkisinin bulunduğunu açıkça gösterdiğini belirterek, kafeinin neden sadece kadınların hafızasını koruyucu bir etkisi bulunduğunu anlamaya çalıştıklarını kaydetti.

Ritchie, kafeinin erkek ve kadınların metabolizmalarında farklı etkilere yol açabilmesi veya hormonal bir etkileşimin bu farkı yaratmış olabileceğini belirtirken, kafein temelinde bir tedavinin yararlı olup olmayacağını anlamak için öncelikle biyolojik mekanizmayı aydınlatmak gerektiğine işaret etti.

Araştırmanın, kafeinin Alzheimer hastalığına ortadan kalkması konusunda bir etkisi bulunmadığını gösterdiğini belirten Ritchie, araştırmanın kafein ile Alzheimer arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla iki yıl daha sürdürülmesi gerektiğini, kafein tüketiminin bu hastalığın ortadan kalkmasında değil, gelişiminde rol oynayabildiğini düşündüklerini ifade etti.

ntvmsnbc, 11.08.2007


Kakao Beyne Oksijen Gitmesini Sağlıyor


Kakaoda bulunan "flavanol"ün, beyine daha fazla oksijen gitmesini sağladığı belirlendi.

Amerikan Bilimsel Gelişmeler Derneği'nin yıllık toplantısında bir rapor sunan Nottingham Üniversitesi'nden Ian MacDonald, bir antioksidan olan ve kakao çekirdeğinde bulunan Flavanol'ün, beyine fazla oksijen gitmesini sağlamasının, ileri yaşlardaki bellek sorunlarını azalttığını söyledi.

Harward Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Norman Hollenberg de, Panama'daki Kızılderili kabilesi "Cuna"lar üzerinde yapılan incelemelerde, kakaonun doğal biçimini tüketmelerinden ötürü benzer sağlık işaretleri gözlendiğini bildirdi. 

Çikolatanın tatlı bir gıda olmasından ötürü ortaya çıkan kalori sorunundan ötürü, yoğun çikolata tüketimi tavsiye edilmiyor, kakao öneriliyor. Ancak kakaoların büyük bölümü de, verdiği keskin tattan ötürü, flavanol düzeyi azaltılarak piyasaya sürülüyor. 

Bu nedenle yurtdışındaki kimi firmalar, flavanol içeriği yüksek siyah çikolataları piyasaya sürmeye hazırlanıyor.

genetikbilimi,13/03/2007

Hafızanızdan Şikayetçimisiniz?


Omega 3, insanın her yaşta ihtiyaç duyduğu bir besin. Anne karnında başlayıp mezara kadar... Prof. Osman Müftüoğlu, omega 3 besininin 15 ayrı faydasını ortaya koydu.

Omega-3 yağ asitleri özellikle DHA ve EPA doğal birer ilaç gibidir. Çocuklar daha anne karnında iken Omega-3 yağlarına ihtiyaç duymaya başlıyor.

Bu ihtiyaç yaşlılıkta da devam ediyor. Omega-3 yağ asitlerinin koroner kalp riskini azalttığı biliniyor. Bu yağlar iyi kolesterol HDL'yi artırıyor. Kalp ritim bozukluklarını önleyebiliyor. Pıhtılaşma hücreleri trombositlerin yapışkanlığını azaltarak pıhtılaşmaya bağlı damar tıkanması riskini de düşürüyor. Omega-3 yağlarının kanı incelterek felç riskini düşürdükleri, beynin kanlanmasını güçlendirdikleri, bellek sorunlarını azalttıkları da biliniyor. 

BELLEĞE ÇOK FAYDALI

Bellek için yararlı etkileri özellikle bebekler ve büyüme çağındaki çocuklarda daha da önemli. Bu yaştaki çocuklarda öğrenmeyi, problem çözme yeteneğini özellikle DHA'nın iyileştirdiği biliniyor. Bu yağlar bebek ve çocuklarda gözlerin görmede temel işlevler gören retina tabakasının gelişmesini destekliyor. Yaşlılarda sarı noktanın zayıflamasına bağlı görme kayıplarını azaltıyor. 

Omega-3 yağlarından zengin beslenenlerde Alzheimer hastalığına yakalanma olasılığı daha düşük oluyor. Omega-3 yağlarının kan basıncı kontrolünü kolaylaştırdığı biliniyor. Çünkü Omega-3 yağları atardamar duvarlarının esnekliğini artırıyor. DHA ve EPA'nın kanserden koruduğu da biliniyor. Özellikle meme, prostat ve kolon kanserinden korunmada bu yağlar faydalı oluyor. Yiyeceklerle bol miktarda DHA kazananlarda bağışıklık kökenli sağlık sorunlarına ve romatizmal problemlere de seyrek rastlanıyor. Omega-3 yağlarının depresyona yakalanma olasılığını azalttığı, depresyonun tedavisini kolaylaştırdığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. 

ÇOCUKLARDA ÖĞRENMEYİ DESTEKLİYOR

Çocuklarda dikkat yetersizliği hiperaktivitesi ile mücadelede özellikle DHA son derece etkili bulunuyor. Kısacası Omega-3 yağları gerçek birer sağlık mucizesi. Bu yağların her üçünü de vücudunuza doğal yolla mümkün olduğu kadar fazla miktarda kazandırmaya çalışın. Günde ortalama 10 gramdan fazla Omega-3 yağ asidi yiyen Grönland Eskimoları'nın beyin kanaması ve kalp krizi ile neredeyse hiç tanışmadıklarını unutmayın. Omega-3 yağlarından faydalanmanız için sizin bu kadar fazla miktarlara da ihtiyacınız yok. Günde 2-3 gram Omega-3 kazanmanız yeterli olacaktır. Şimdilik günde en az 150-160 mg EPA ve DHA tüketmeyi hedeflemek gerekiyor. Unutmayın, Omega-3 yağlarını yeterince alamazsanız ürettiğiniz hücrelerinizin zarları yeteri kadar sağlam olmaz. Güçsüz, zayıf, kalp krizine, kalp ritim bozukluğuna, felce, kansere, insülin direncine eğilimli hücreler üretirsiniz. Omega-3 yağlarından faydalanmayı bir alışkanlık haline getirin.

 

Hafızanızı Güçlendirmek İçin 8 Adım... 


Hayat aynı rutininde devam ediyor ve sıkılıyorsanız, yaşamı farklılaştırmanız ve beyninizi alışkanlıklarını bırakmaya zorlamanız gerekiyor. Bu size hem zihinsel zindelik hem de rahatlamayla birlikte mutluluk getirecek. 

1- Vücudunuzu yeni davranışlara alıştırın. Saçınızı tararken, dişlerinizi fırçalarken, kahvenizi karıştırırken ya da diğer günlük basit işleri yaparken sürekli kullandığınız elinizi değil diğer elinizi kullanın. 

2- Gözlerinizi kapatın ve odada yolunuzu duygularınızla bulmaya çalışın. Bilinçli olarak sesleri dinlemeye ve kokuları almaya çalışın. Bazen yerden bir şey almanız gerektiğinde, ayaklarınızı kullanın mesela kapıyı ayağınızla kapatmak gibi... Kitap okumayı seviyorsanız bir sayfayı baş aşağı okuyun. 

3- Birisini eleştirmek yerine övgü dolu sözler bulun ve söyleyin. Yargılayıcılığınızı askıya aldığınızda, o kişi sandığınızdan daha iyi insan olmaya başlayacak.

4- Buzdolabınızın içine dikkatlice bakın. Daha sonra kapağını kapatın. İçindekileri teker teker sıralamaya çalışın. Eviniz için de aynı şeyi yapabilirsiniz, pencerenin önündekileri ya da duvardaki resmin ayrıntılarını inceleyebilirsiniz.

5- Her gün 5 dakika, kendinizi bir başka insanın yerine koyun ve olaylarını onun bakış açısından anlamaya ve hissetmeye çalışın. Bir aktörmüş gibi yapın, rol gereği yani ve kişi gibi davranın. Ne hissederse hissedin.

6- Her zaman üzüntü ya da şüpheye yakalanıyorsanız ve kendinizi başkalarından daha aşağı görüyorsanız, bunun yerine en çok istediğiniz şeyi ayrıntılı olarak tasarlayın ve elde ettiğinizdeki yaşamınızı düşünün. Negatif düşünceleriniz olduğunda pozitife çevirmek için gün boyunca bunu uygulayın.

7- Her günün sonunda o ana kadar ne yaptığınızı 60 dakikada gözden geçirin. Bu gününüzü daha önemli hale getirmek için iyi yardımcı yoldur. O ana kadar olan tüm aktivitelerini zihinsel olarak gözden geçirin. Hafızanız gününüz hakkındaki boşlukları, anları kasıtsız olarak açığa vuracaktır. Siz de bunları daha iyi değerlendireceksiniz.

8- Esnek olmak ve kolayca uyum sağlamak için hayatınızı değiştirin, her gün farklı bir şeyler yapın.
Ailem

Soğan Hafıza Kaybını Önlüyor

JAPONYA'DA yapılan bir araştırma kuru soğanın hafıza kaybını engellediğini ortaya koydu.

Araştırmaya göre, soğanın içinde bulunan antioksidanlar beyindeki toksinlerin dışarı atılmasını sağlıyor.

Bu nedenle soğan hafıza kaybı, Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıklara karşı büyük etki gösteriyor.

Araştırmaya katılan gıda uzmanı Ian Marber, bu etkinin çiğ ya da az pişirilmiş soğan için geçerli olduğunu, fazla pişirilmiş soğanın vitaminleri yok ettiğini belirterek, soğanın çok fazla pişirilmemesini önerdi.

vatan, 12.09.2007

Elma Hafızayı Güçlendiriyor


Yeni bir çalışmaya göre elma, beyin hücrelerinin hafıza kaybına yol açacak şekilde zarar görmesini engelliyor ve dolayısyla Alzheimer hastalığını da bir şekilde engelliyor.

Massachusettes Üniversitesi araştırmacıları elma da ve elma suyundaki  antioksidan özelliklerin beyin hücrelerine oksidasyonun verdiği zararları önleyebileceğini ve kişilerin yaşlılık döneminde keskin bir zekaya sahip olabileceğini belirtmiştir. 

Eskiden şöyle denirdi ''An apple a day keep the doctor away./  Günde bir elma doktoru uzakta tutar''.  Ancak, şimdi ki bulgulara göre sağlık için günde en az iki ile dört adet kadar elma tüketilmesi gereklidir.

Bu araştırmanın lideri Profesör Thomas B Shea'ya göre ''Bu yeni araştırmaya göre  elma yemek, elma suyu içmek  dengeli bir beslenme ile birlikte beyni oksidasyon stresini zararlarından koruyabilir. Dolayısıyla bizlerin bu gibi antioksidan yiyecekleri tüketmemiz gerekir.''

Profesör Shea bulgularını Alzheimer Mecmuasında yayınlamış  ve her ne kadar daha çok araştırmaya gerek olsa bile ulaşılan sonuçların çok heyecan verici olduğunu belirtmiştir.

genetikbilimi

Bu Diyet Aklınız İçin

Yaşam koşuşturması içinde öyle günler, öyle olaylar yaşıyor veya şahit oluyoruz ki "Allah'ım aklımı koru" demekten kendimizi alıkoyamıyoruz.

Bir başka açıdan bakarsak, içinde olduğumuz yoğunluk, günü yakalama veya günün önüne geçme telaşı aynı anda birçok iş yapmamıza, onlarca konuyu, ismi aklımızda tutmamıza sebep oluyor.

Durum böyle olunca da "Aman oraya da yetişeyim, buraya da yetişeyim, şunu da yapayım, buna da yardım edeyim" derken bedenimiz kadar kafamız da yoruluyor.

Haliyle de unutkanlıklar başlıyor. 
Biriyle karşılaşıp adını hatırlamadığımız, yerimizden kalkıp ne yapacağımızı unutup geri döndüğümüz, telefonu çevirip karşı tarafın numarası çalarken kimi aradığımızı unuttuğumuz çok oluyor. Bunlar yine zararsız unutkanlıklar. İşin bir de dalgınlığa varan kısmı oluyor ki bunlar bazen sağlığımıza, hayatımıza zarar verecek durumlar oluşturabilir. Stresin üzerimizdeki etkisi ise apayrı.

Tüm bu sebeplerden dolayı fiziksel sağlığımıza dikkat ettiğimiz kadar akıl sağlığımıza da önem vermeli, sağlıklı kalabilmek için çaba sarfetmeliyiz. 

Bu konu özellikle de son zamanlarda Amerika'nın gündeminde.

Bilimadamları yeni bir diyet geliştirmiş. Ancak bu diyet bilinen diğer diyet türleri gibi kilo verdirmeye yönelik değil. Geliştirilen diyetle insanların akıl sağlığını, psikolojilerini düzenlemek amaçlanıyor.

Diyet, Tesadüf Sonucu Keşfedildi

Geçtiğimiz sene Amerika'nın ünlü Newsweek Dergisi yayımladığı "Akıl Diyeti" ile beyin için gerekli olan gıdaları açıklamış. Amerikalı bilimadamları, akıl hastalıkları ve özellikle depresyona karşı koruma sağlayabilen son derece basit bir diyet hazırlamışlar.

Hem Aklınız Hem Fazla Kilolarınız İçin 

Akıl diyeti, beyne iyi gelen gıdalardan oluşan bir diyet. Beyni güçlendiren, strese karşı dirençli hale getiren, ileride ortaya çıkabilecek depresyon, manik-depresyon, doğum sonrası depresyon, intihar eğilimi gibi rahatsızlıkları bile önleyebilen bir diyet. Üstelik çok kolay.

Listedeki gıdalardan, birini bir gün, diğerini bir başka gün, gönlünüzce tüketmeniz yeterli.

Balık ve Ceviz Listenin Başında

Akıl diyetinde iki önemli gıda temel alınıyor. Biri balık, özellikle somon balığı, diğeri de ceviz. Diyetteki yan gıdalar yumurta, ıspanak, buğday ve balık yağı...

Diyet her gün biraz ceviz atıştırmayı öğütlüyor. Ya da bir gün ceviz, ikinci gün bir yumurta, üçüncü gün somonbalığı, dördüncü gün ıspanak. Bu gıdaların hepsinin Omega-3 adı verilen bir madde içerdiğini açıklayan uzmanlar, bu gıdaların beyin fonksiyonlarını düzenlemeye yaradığını belirtiyorlar.

Beynin, yüzde 60 yağdan oluşan bir organ olduğunu ve doğru düzgün çalışması için Omega-3 yağ asitlerine ihtiyaç duyduğunu, oysa son yıllarda form korumak uğruna insanlar balığın bile yağsız olanını seçtiğini hatırlatan Psikiyatri uzmanı ve Harvard Üniversitesi'nde öğretim görevlisi Andrew Stoll, "İnsanlar vücut güzelliği için, aslında hiç bilmeden beyin sağlığını riske attılar" diye uyarıyor.

Dahası zayıflamak için yapılan diyetlerin beyni riske attığı gibi, kalp sağlığı için de sorun oluşturduğunu yazıyor.

Araştırmacı doktorun açıklamalarında, Omega-3 denilen maddenin, herkes için önemli ama anne adayları ve yeni doğmuş bebekler için daha da önemli olduğunu yazıyor.

Ceninlerin genellikle beyin geliştirmek için anneden bol bol Omega-3 çektiklerini, eğer anne adayı zaten yetersiz Omega-3 alıyorsa, doğum sonrası depresyona girmesinin kaçınılmaz olduğuna dikkat çekiyorlar.

-15 gram cevizde 1.02 gram Omega-3 bulunuyor. Bir kupa cinsi bardağa sığacak kadar ıspanak ise 0.5 gram içeriyor. Bir köy yumurtasında ise 0.17 gram var. Hepsini bir günde tüketmeye gerek yok. Bunların kanıtlanmış bir faydası daha var. Kalbinizi de, beyninize de formda tutuyor. Bu ikisi formdaysa, kilo sorununuz da ortadan kalkıyor. 

Beynimiz Bedenimizle Nasıl İletişim Kurar

  • 13.2.2017 14:09:08
  • 0 Yorum
  • 500

Nöro pazarlama ile ilgilenenlerin karşısına çokça çıkan bir kavramdır sürüngen (diğer bir adıyla “eski”) beyin. Hatta nöro pazarlamanın temel unsurlarından biri bile diyebiliriz. Bu yüzden de nöro pazarlamayı kavramak için sürüngen beyni iyi tanımak gerekir. Bu yazının, sürüngen beyni bilenler için iyi bir özet, bu kavramla yeni tanışanlar için ise iyi bir reçete olacağını düşünüyorum.

Sürüngen Beyin Nedir?
İnsan beyni 3 kısma ayrılır. Yeni beyin, orta beyin ve sürüngen (eski) beyin. Yeni beyin rasyonel düşüncelerle, orta beyin duygu ve altıncı hislerle ilgilenirken, sürüngen beyin son kararı verme görevini üstlenir. Yani bir bakıma sürüngen beyin, beynimizin patronudur.

Pazarlama faaliyetlerinde çok fazla yapılan hatalardan biri hedef olarak yeni beynin seçilmesidir. İnsanlar bir ürün veya hizmeti mantıklı bulur ve onu kullanmaya başlar. Teoride doğru gibi görünen bu düşünce pratikte ise hiç geçerli değildir. Çünkü satın alma süreçlerinin en başında ikna edilmesi gereken, 450 milyonluk maziye sahip olan sürüngen beyindir. Yani insanların beynindeki satın alma tuşuna basmak için sürüngen beynin aklını çelmeniz gerekir.

Bunun için de onun özelliklerini anlamalı ve ona göre hareket etmelisiniz. Gelelim bu özelliklerin neler olduğuna…

Sürüngen Beynin Özellikleri Nelerdir?
1-) Benmerkezcidir. Odaklandığı unsurlar 4 maddeye ayrılır. Kendini koru, ye, çiftleş, kaç.

2-) Rasyonel değildir. Mantıkla değil, tamamen içgüdüleri ile hareket eder. Bazı kampanyalarınız için “Gayet mantıklı bir kampanyaydı, neden başarılı olmadı ki?” diye düşünüyorsanız, bunun sebeplerinden biri de mantık ile hareket etmeyen sürüngen beyni etkileyememeniz olabilir.

3-) Somut ve net kanıtlarla ilgilenir. Yani “Çok başarılıyız” veya “Biz en iyisiyiz” gibi cümleler hiç ilgisini çekmez. Bu iddiaların istatistikler, müşteri hikayeleri vb. yardımcılarla desteklenmesi gerekir.

surungen-beynin-ozellikleri
4-) Sadece menfaati olan şeylerle ilgilenir. Yani bencildir. Bu yüzden pazarlama stratejilerinizi insanların sorunlarını giderecek çözümler üzerine inşa ederseniz, başarıyı yakalarsınız.

5-) Sadeliği sever. Bir web sitesi hazırlarken veya bir tasarım yaparken çoğu zaman ayrıntılarda boğuluruz değil mi? Oysaki sadelik sürüngen beyni daha fazla etkiler. Karmaşıklık ise kaçırır.

6-) Görsel kanıtları sever. Birçok cümle kurmak yerine etkili ve yaratıcı bir görsel hazırlayarak sürüngen beyni çok daha kolay ikna edebilirsiniz.

7-) Sözcüklerden çok etkilenmez. Bir sunum yaparken, ürün pazarlarken veya bir önerinizi kabul ettirmeye çalışırken sözcüklerinizin etkisi sadece %7’dir. Vücut dilinizin etkisi %55 iken, sesinizin etkisi de %38’dir.


8-) Zıtlıklar ilgisini çeker ve bu sayede daha hızlı karar verir. İnsanlara, ürün veya hizmetinizi kullanmadan önceki ve kullandıktan sonraki durumlarını etkili bir biçimde gösterirseniz, istediğinizi daha kolay elde edersiniz.

9-) En çok başa ve sona odaklanır. Bu sebeple bir hikaye anlatırken veya bir sunum yaparken başlangıcınıza ve sonlandırmanıza özen gösterin. Mesela bir sunuma uzun bir girizgah yaparak başlamak yerine vurucu bir cümle ile başlamanız daha etkili olur.

10-) Yargılamayı ve etiketlemeyi çabuk yapar, kararı zor değişir. Eğer etkileşimin erken aşamalarında müşterilerinizin dikkatini çekemezseniz, onları sonsuza kadar kaybedebilirsiniz.

11-) Tekrarlara karşı duyarlıdır. Dikkat çekmek istediğiniz cümleleri 1’den fazla kez tekrar ettiğiniz zaman sürüngen beyin bu cümlenin diğerlerinden daha önemli olduğunu düşünür ve dikkatini oraya yoğunlaştırır.

12-) Kendisi gibi davranan ve kendisine benzer kişilere daha açıktır. Yani pazarlama faaliyetlerinizde müşterilerinize onlar gibi davranmalısınız. Bu durumu sosyal hayatınızda da görebilirsiniz. Birlikte zaman geçirmek istediğiniz kişiler genelde yapı itibarıyla size benziyorlardır.

13-) Hikayelere karşı çok duyarlıdır. Bunun da sebebi somut ve gerçek şeylere olan ilgisidir. Bu yüzden hikaye anlatımını sık sık pazarlama faaliyetlerinize eklemeye çalışın.


14-) Güven duymak ister. Yaratıcılığınız, tutkunuz, dürüstlüğünüz ve korkusuzluğunuz sürüngen beynin size güven duymasını sağlar. Sürüngen beyin güven duygusunu hissetmediği zaman kaçmak isteyeceğini aklınızda bulundurun.

15-) Yalnızca duygular tarafından harekete geçer. Yani mesajınızın müşterilerin beyninde yer etmesi için onların bazı duygularını (sevinç, şaşkınlık, aidiyet vb.) harekete geçirmeniz gerekir.

Bonus: Evrimsel gelişimden beri var olduğu için farklı kültürlerdeki insanlarda farklılıktan çok benzerlik gösterir. Bu yüzden kültürden kültüre birçok şey değişmesine rağmen, sürüngen beynin özellikleri her kültürde (istisnalar dışında) aynıdır.

Beyninizi Korumanın Yolları

  • 13.2.2017 13:44:20
  • 0 Yorum
  • 445

Beynin işleyişine dair bir çok şey hala bilinememektedir. Bizleri hayvanlardan ayıran ana özellik beynimizin onlardan daha gelişmiş olmasıdır. Bu fark özellikle ön beyinde belirgindir. Topluiğne başı büyüklüğünde bir beyin dokusu, yaklaşık 5 milyon hücre ihtiva eder. Beynin sol tarafı,vücudun sağ tarafındaki istemsiz kasları,sağ tarafı ise sol taraftaki istemsiz kasları kontrol eder. Her saniye beynimize ulaşan 100 milyon uyarıdan sadece 100 tanesinin beyin kökümüze ulaşmasına izin verilir. Bu kontrol sağlandığı içindir ki, ayakkabılarınızın ayağınıza teması ya da saçınızın cildinize değdiği sırada hissedilenler gibi konular hakkında her an bilgilendirilmemiş olursunuz.

Beynin sol tarafı; dil kullanımı,sayılar,ilmi çalışmalar ve değerlendirmelerle,sağ tarafı ise sanat,müzik,hayal kurma,sezgi ve üç boyutlu formların anlaşılması ile ilişkilidir. Bu nedenledir ki bilim adamları için “sol beyin insanı”,artistler gibi yaratıcı insanlar için de “sağ beyin insanı” gibi tabirler kullanılır. Beyin fonksiyonları 18-23 yaşlarında artar, 40 yaşından sonraysa hızla azalır. Günde 10 bin hücre ölüyor. Ama 65-70 yaşına kadar ölen hücrelerin sayısı toplam hücrelerin ancak yüzde 5’ine ulaşabiliyor. Demek ki beyne hücre takviyesi oluyor. Bizim (kök hücreler) dediğimiz hücreler var. Bunlar beyin hücresine dönüşebiliyor.

Her beyin hücresi öldüğünde, bellek depolama, yeni bilgileri alma ve öğrenmede zayıflama oluşuyor. Eğer beyin hücrelerimizi çalıştırırsak, 60 yaşında, bir gencin beyni kadar aktiviteye sahip olabiliriz.” 1 gr beyinde 100-150 milyon hücre vardır. Yeryüzündeki insan sayısı ise 5-6 milyar. Bu kadar insan birbiri ile aynı gün telefonla konuşmuyor ama insan beyin hücreleri sürekli iletişim halindeler. Masadan bir bardak su almak istediğimizde, kola gelen kaslara gevşeme-kasılma talimatı vermesi, bardağın sertliği, sıcaklığı, ağırlığı, hangi açı ile ağza götürüleceği gibi bir çok işlemler, hangi koordinatlarla hareket edileceğine dair bilgiler beynin işlevidir. Bunlar yapılırken olağanüstü bilgi işlem süreci işler. İşte böyle harika bir organ kendini yenileme yeteneğine sahip değildir. Diğer beden hücreleri yenilenip değişirken beyin için tek yol kapasiteyi arttırmaktır. Bu işlem de Beyin eğitimidir.

Beynini iyi bilen ve kullanan kişi başarı ve mutluluğu yakalayacaktır. Beslenme ve beyin sağlığı ilişkisi Beynimizin fonksiyonlarını gerçekleştirmesi için, oksijen ve gıdalarla beslenmesi gereklidir. Özellikle uzun süren beslenme bozuklukları sinir sistemi üzerinde olumsuz etkiler bırakmakta ve beyin büyüklüğünü, hücre sayısını ve sinir hücrelerinin gelişimini engelleyerek, beyinde kalıcı hasara neden olabilmektedir. Yediğimiz besinlerin insanın hafıza, zeka ve konsantrasyon gücü üzerinde çok önemli bir etkisi vardır. Beynimiz, oran olarak vücudumuzun küçük bir bölümünü (%2-3’ünü) oluştursa da, yiyeceklerle alınan enerjinin ortalama % 30’unu harcar. Hafıza ve zeka gelişimi açısından bazı besin kaynaklarının diğerlerine göre önemi çok daha fazladır. Örneğin bunların arasında B vitaminlerini içeren yiyecekler birinci sırada gelmektedir.

Beyin gelişiminde özellikle B grubu vitaminler yanında demir, çinko, iyot gibi mineraller etkilidir. “B” vitaminlerinin beyindeki önemli reaksiyonların gerçekleştirilmesindeki payı zihinsel potansiyel açısından hayati öneme sahiptir. Ayrıca B vitaminleri beyni strese karşı da korumaktadır. Beyin için enerji üretimine büyük katkısı olan B vitaminlerinin eksikliği yorgunluğa, hafıza ve zeka performansının zayıflamasına neden olur. Beynin ihtiyacı olan B vitaminlerinin yeterince alınması halinde zihinsel fonksiyonlarda; öğrenme ve hafıza gücü, konsantrasyon, hızlı düşünme, sözel yetenek ve akıcılık, uyanıklık, yaratıcı düşünme, enerjik hissetme gelişmelerin olduğu açıkça hissedilmektedir Kuru baklagiller, kırmızı et, ayçekirdeği, balık, yoğurt, süt, peynir, yeşil yapraklı sebzeler, tavuk eti, hindi, yerfıstığı, muz, kavun, brokoli, ıspanak, domates, yumurta, kavun ve enginar kombinasyonları B grubu (kompleks) vitaminlerini garanti eden besin kaynaklarıdır.

Demirin beynin beslenmesi için hayati bir önemi olup beyne oksijen taşınmasında çok önemli bir rolü vardır. Özellikle oksijenin beyne taşınması ve beyin tarafından kullanılmasını sağlayan kandaki hemoglobin ve alyuvarların oluşumunda demire ihtiyaç vardır. Daha kısa bir ifadeyle beynin temel enerji kaynaklarından biri olan oksijenin beyne taşınabilmesi için demire ihtiyaç vardır. Dolayısı ile diyetimizde mutlaka demir içeren yiyecekler bulundurmalıyız. Tüm kırmızı etler, kuru baklagiller, koyu yeşil sebzeler, domates ve pekmez demir açısından zengin olan yiyeceklerdir. E ve C vitamininden zengin gıdalar beyin hücre yıpranmasını önler. C vitamini demirin yiyeceklerden emilmesini kolaylaştırır.

Bundan dolayı demir içeren yiyeceklerin “C” vitamini içeren, örneğin turunçgiller, kivi, domates, patates, karnabahar, brokoli, kavun, çilek, incir, kırmızı ve yeşil biber gibi besinlerle birlikte alınmasında fayda vardır. Bunun yanında kafein içeren içecekler ise demirin emilmesini engellemektedir. “C” vitamininin yanında “E” vitamininin de antioksidan olarak beynin etkin ve verimli kullanılmasına büyük katkıları vardır. Bitkisel yağlar, yerfıstığı, ayçekirdeği ve buğday E vitamini açısından zengin besinlerdir. Beyin kan şekerini doğrudan kullanır. Kan şekerimizi düşürmememiz gerekir.Bunun için serbest radikal giderici antioksidan, hücre yenileyici özellikteki taze sebze ve meyve vazgeçilmez gıdamız olmalıdır. Çayın özellikle yeşil çayın tüketilmesi beyin sağlığı için yararlıdır. Beyin için gerekli vitamin,mineral, oligoelementleri çokça sağlayan bal, ceviz, fındık, çörekotu,badem karışımını her sabah bir çorba kaşığı alırsanız güne daha sağlıklı başlamış olursunuz. Sigara ve alkol beyin hücrelerini öldürür ! Sigara Sigaranın beyin hücrelerini tahrip ettiği ve yeni hücrelerin üretilmesini durdurduğu yapılan araştırmalar sonucunda kanıtlanmıştır.

Beyin tümörlerinin % 99’u, beyin kanamalarının % 85’i sigara kaynaklıdır. Bunların sonucunda kaslarda kuvvet azalması ve felç gibi sonuçlar ortaya çıkar. Sigara içenlerin vücuduna % 15 ila % 33 daha az oksijen girmektedir. Sigaranın içindeki karbonmonoksit kandaki oksijeni yok eder. Bu da öncelikle beyinin, kalp ve damarların tahribatına yol açarak beyin damarlarında daralma ve tıkanmalar meydana getirir. Ayrıca bu duruma bağlı olarak zihinsel ve bedensel yorgunluk ortaya çıkar. Sigara içen kişilerdeki beyin-damar hastalığı (inme gibi) riski, içmeyenlere göre 4 kat yüksektir. Dudaklarımıza dumanın değdiği andan itibaren 8 saniyede beyne ulaşan nikotin, her nefes sigara çekiminde yaklaşık 50 bin beyin hücremizin ölümüne sebep olur. Ve bu ölen hücreler asla yenilenmez. Nikotin beyin hücrelerini etkileyerek bağımlılığa yol açar. ( sigara içmeyi deneyen her 4 kişiden üçü sigara bağımlısı olmaktadır.)

Yapılan araştırmalar tütündeki üç yüze yakın radyoaktif maddenin başlıcaları olan, kurşun ve uranyumun türevi olan polonyumun, radonun beyin hücreleri dışındaki hücreleri de tahrip ettiği belirtilmiştir. Alkol Alkole bağlı beyin hasarı, aşırı alkol tüketimi sonucu beyinde oluşan fiziksel hasardır. Hasarın derecesi yaş, cinsiyet, beslenme ve kişinin belli karakter özelliklerinin yanı sıra, alkol tüketiminin miktarı ve şekline de bağlıdır. Aşırı alkol kullananlarda, vücut vitaminsiz kalacak ve özellikle B vitaminin eksikliğinden kaynaklanan hastalıklar başlayacaktır. Alkol tüm zihinsel fonksiyonlara zarar vermektedir.

Yapılan tüm beyin hücreleri araştırmaları, alkoliklerin beyin hücrelerinin, normale oranla çok daha hızlı bir şekilde yok olduğunu, hatta “hücre deposunun” zamanla tamamen boşaldığını ortaya koymuştur. Bu durumda hastanın hemen hemen tüm zihinsel faaliyetleri durmaktadır. Bellek zayıflığı, alkole bağlı beyin hasarıyla ilgili en yaygın sorunlardan birisidir. Alkole bağlı beyin hasarı düşünme ve bellek yeteneklerindeki değişikliklerle ilgilidir. Kişilerin öğrenme ve iletişim kurma becerilerini etkiler. Alkole bağlı beyin hasarı kişilerin günlük yaşamdaki düşünme ve davranış biçimlerini etkiler. Endişe, stres ve durumun üstesinden gelmede yetersizlik hisleri yaygındır. Normal olarak bir insan beyninde, milyarlarca sinir hücresi (nöron) bulunur.

Bu hücrelerin bir özelliği doğumdan sonra, ölüme kadar sayılarının sabit kalmasıdır; yani sinir hücreleri doğumdan sonra sayıca çoğalmazlar. İşte, yukarıda bahsedildiği gibi, beyindeki kılcal damarları tıkayıp hücrelerde ölüme sebep olduğu gibi, beyinde de aynı neticeye sebep olmaktadır. İlk kadeh içki dahi, beyinde bazı kılcal damarlarda tıkanmaya, dolayısıyla da birkaç bin sinir hücresinin oksijensizlikten ölümüne yol açmaktadır. Bu içki alışkanlığı devam ederse, alkol, beyinde telafisi kesinlikle mümkün olmayan milyonlarca sinir hücrelerinin ölümüne yol açacaktır. Alkol miktarı arttıkça kandaki oksijen azalmakta ve beyin ihtiyacı olan oksijeni temin edemediği için işlevlerini yavaş yavaş kaybetmeye başlamaktadır. Alkol etkisi ile kişi saldırganlaşmakta, bazen de uyku hali ve uyuşukluk başlayarak kurallara uymamakta ve fren, vites ve direksiyonu zamanında gereğince kullanamaz duruma gelmektedir.

Hız tahminleri ve hız karşılaştırmaları azalmakta ve hatta hızın korku veren etkisinden uzak kalarak hızı çekici bulma tutkusu başlamakta, mesafe tahmini sıfıra inmektedir. Alkol,beyin hücrelerini öldürür. Uzun süreli içki kullanan alkolikler hafıza kaybı, halüsinasyonlar ve paranoya tehlikesi altındadır. Diğer risk faktörleri Ağır metaller Beyin ve merkezi sinir sistemi için en zararlı maddeler kurşun, civa, kadmiyum gibi ağır metallerdir. Bu maddelerin bulaştığı gıdaları tüketenlerde özellikle çocuklarda zekâ geriliği, sersemlik ve davranış bozukluğu gözlenir. Ağır metaller, atık su civarında yaşayan balıklar, trafiğin yoğun olduğu bölgelerde otlayan hayvanlar veya oralarda yetişen meyve ve sebzelerle vücuda girebilir Benzen, civa, kadminyum, kurşun, krom, hidrokarbon gibi ağır metaller refleks bozuklukları ve baş ağrısını da içeren çeşitli sinir sistemi bozukluklarına neden olmaktadır.

Enfeksiyonlar Menenjit, ensefalit, beyin apseleri, nörosifiliz, AIDS ve ateş yüksekliği ile giden tüm enfeksiyonlar beyin sağlığını olumsuz etkilemektedir. Bazı ilaçlar Antidepresanlar, çoğu antipsikotikler, antihistaminikler, sedatifler özellikle yüksek dozlerda alındığında olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Travma ve darbeler Beynin sık sık darbeye maruz kalması mikroskobik hasarlara neden olabilmektedir. . Görünürde bir morarma ya da yara olmasa bile beyne gelen her sert darbe sinir bağlantılarında mikroskobik hasarlara neden olur. sürekli beyin darbesi almak serebral atrofiye neden olabilir. Beyin ,kafatası boşluğunu tamamı ile doldurur.Beyindeki bir damarın yada beyin zarlarının yırtılmasına yol açan ciddi yaralanmalarda kafa içi hematom(birikmiş kan)gelişir ve bu ödem betine bası yapar.Kanama beyin içinde çok hızlı olduğundan ,hastanın nörolojik durumu çok hızlı ,dakikalar içinde kötüleşir.

Stres Beyin hücrelerinin ölümündeki en önemli etken olan stres bir takım zararlı kimyasal elektronlar oluşturarak, bunların beyin hücrelerine yapışmasına neden olmaktadır. Beynimizi korumak ve geliştirmek için; Dengeli ve yeterli beslenin. Hafıza ve zeka gelişimi açısından temel besin kaynaklarının yeterli oranlarda alın. Her gün yeterli miktarda su için, B vitaminlerini içeren gıdalardan bol bol tüketin. E Vitamini, hem felç,hem de kalp krizi riskini azaltır. E vitamini içeren kuru yemişlerden yeterli oranlarda tüketmeye çalışın. Boron ve çinko içeren gıdalardan tüketin. Hindi,tavuk,dana eti ve balık gibi proteinli gıdalardan bol bol almayı ihmal etmeyin.

Stresten mümkün olduğunca uzaklaşın ve stresle baş etme yollarını öğrenin. Beyninizi darbelerden koruyun, spor yaparken darbelerin beyinde oluşturabileceği hasarın bilincinde olarak gereken tedbirleri alın. Beyin kaslarımız gibi çalıştıkça güçlenmektedir, bu nedenle beyin egzersizleri yapın . Özellikle düşünce gücü ve planlama gerektiren meşguliyetler bulun. Bu tip aktiviteler beyne kan akışını hızlandırır ve oksijen banyosu yaptırır. Zihninizi, oyunlar,yaratıcılığınızı kullanabileceğiniz aktiviteler ve okuma ile meşgul edin.

Beyninizde ne kadar çok değişik bölümleri aktive edebilirseniz, o kadar çok sinir bağının harekete geçmesini sağlarsınız ve beyniniz daha esnek ve kompleks konularda çalışabilir duruma gelir. Kendinizi tek bir aktiviteye bağladığınız zaman, beyninizin diğer bölümlerini ihmal etmiş olursunuz. İşinizin de size sürekli yeni şeyler düşündüren ve problem çözme yeteneğinizi arttıran bir iş olmasını tercih ederseniz, beyin sağlığınız açısından daha iyi olur. Çalışmayan beyin hücrelerini çalışır hale getirirsek 60 yaşında bile bir gencin beyni kadar aktiviteye sahip olabiliriz.

Egzersiz yapın çünkü egzersiz beyne sadece daha fazla sadece oksijen ve kan akışı sağlamakla kalmaz, aynı zamanda beynin gıdası olan glikozun (şekerin) da beyne daha fazla gitmesini sağlar. Yüksek kan basıncı, beyin dokularınızı yıpratabilir. Yüksek tansiyonlu kişilerde beynin beyaz maddesi daha az bulunmuştur. Bu doku kaybı, kısa süreli hafıza kayıplarına,konuşma ve yön tayin edememe problemlerine ve bilginin daha yavaş işlenmesine neden olabilir.

O nedenle aşırı tuz kullanmayın,doymuş yağlardan uzak durun, kilonuzu kontrol altında tutun. Sigara ve alkol beyin hücrelerini hızlı bir şekilde yok etmektedir.Sigara ve alkolden uzak durun. Kahve tüketiminizi sınırlayın, daha çok uyumaya çalışın. Kahve alışkanlığınız varsa yavaş yavaş azaltın. Sabah enerjisini en iyi sağlayan şey,dengeli beslenme ve yeterli uykudur. Ortalama olarak 8 saat düzenli uyku almayı alışkanlık haline getirmiş bir kimse, sabahları alarma gerek duymaksızın kendi kendine uyanabilir. Zihinsel yorgunluğa sebep olan ilaçlardan uzak durmaya çalışın.

Bunlara örnek vermek gerekirse sinüs problemleri, alerji, baş ağrıları ve soğuk algınlığı tedavisinde kullanılan anti-histaminikler,gençlerde migren tedavisi için kullanılan bazı yüksek tansiyon ilaçları,ibuprofen ve kodein gibi ağrı kesiciler,bazı bulantı ve öksürük ilaçları sayılabilir.

Araştırılanlar: beyin hücreleri yenilenir mi, beyin hücrelerinin yenilenmesi, beyin hücreleri nasıl yenilenir, beyin hucreleri, beyin hücreleri nasıl ölür, beyin hücrelerinin ölmesi, beyin hücrelerinin ölümü, beyin hücresi yenilenir mi, beyin hücrelerinin yenilenmesi için, beyin hücreleri nasıl çogalır