Sanatın Anlamsal Derinliğini Gösteren Yazı Dizisi

sanatin-anlamsal-derinligini-gosteren-yazi-dizisi

Yaşadığımız hayatı anlamlandırmak için bazı duyumlar gerekiyor yaşam içinde. Sadece görmek, bakmak, dokunmak yetmez. Hissetmek gerekir… Sanat, tanımlardan uzaktır. İki nokta üstü üste koyup açıklamak, şu şudur, demek değildir bir sanat yapıtı. Sanat demek hayatın içine ruhunu katmak demektir.

 

 

Beethowen sağır olmuş bir müzisyendir. İlk başlarda bu durumu kabul edememiştir. Sevgilisi Amenda'ya yazdığı mektupta Beethoven'ın mutsuzdur. Doğa ile ve Yaratıcı ile kavgalıdır. 'Olacak şey mi, en asil melekem işitme duyum o kadar bozuldu ki…' demektedir ve ondan sağırlığını, kim olursa olsun hiç kimseye söylenmeyecek bir sır olarak saklamasını istemektedir.
Doktor dostu Wegeler'e yazdığı mektupta ise 'İki yıldır bütün davet ve toplantılardan uzak duruyorum. Çünkü insanlara 'Ben sağırım' demek benim için imkânsız bir şey'
Sağır olmak, onun hayatının elinden alınmasıydı belki de. Öyle hissediyordu. Sonra bu durumla yüzleşiyor. Kabul ediyordur. Içinden gelen başka duygularla daha hassas bir şekilde yer veriyor sanat eseri sunmaya. Çünkü bu onun ruhunu büyütüyor. Öğretilen bir teknik, oturtulması gereken bir düzen değildir sanat eserini sunmak. Bütünleşmektir.
 
'Bak ve gör, duy ve hissset'der sanatçı. O yüzden bizler bir şiiri okuduğumuzda, bir filmi seyrettiğimizde, bir ses duyduğumuzda, 'tam da beni anlatıyor' deriz. Duygular ortak olabilir ama bunu sadece bir kişi hissettir bize. O da sanatçıdır. Hayatta hiçbir amacı olmadan sadece zihnini ve ruhunu insanlığa hizmet için kullanan bir insan sadece.

        'Benden zarar gelmez
         Kovanındaki arıya
         Yuvasındaki kuşa;
                 Ben kendi halimde yaşarım
                 Şapkamın altında.
         Sebepsiz gülüşüm caddelerde
         Memnuniyetimden,
         Ve bu çılgınlık delicesine
          İçimden geliyor.
               Dilsiz değilim susamam
               Öyle ölüler gibi
               Bu güzel dünya ortasında. 'der Rüştü Onur ise...

Verem hastalığına yakalanmış, hastanede yattığı sırada sevdiği kızla tanışmıştır. Fakat  tifo hastalığı yüzünden kız hayatını kaybetmiştir. Bunun üstüne bir süre sonra da Rüştü Onur vefat eder. Geride kalan son şiirinde Hulâs da şöyle der,

                ' Ben ölsem be anacığım
                  Nem var ki sana kalacak.
                  Ceketimi kasap alacak,
                  Pardösümü bakkal
                  Borcuma mahsuben…
           Ya aşklarım
           Ya şiirlerim nolacak
           Ya sen ele güne karşı
           Nasıl bakacaksın insan yüzüne.
                 Hulâsa anacığım
                 Ne ambarda darım
                 Ne evde karım var.
           Çıplak doğurdun beni
           Çıplak gideceğim…'

Yirminci yüzyılın ünlü ressamı Paul Klee, "Sanat, gördüğünü resmetmez; görmemizi sağlar" diyor. İşte bu anlamda Leonardo, Michelangelo gibi isimlerin  Rüştü Onur' un Beethowen' ın istediği şey, bizim görmemizi, bir gerçeği kavramamızdır.

Leonardo da Vinci? "Cismi resmetmeyeceksin, onun ruhunu kavrayacaksın, niyetlerini göreceksin, tutkularını duyacaksın."  Mona Lisa örneği... 
Leonardo, zihninde, mühendisin görüşü ile mistiğin temaşasını aynı anda barındırıyordu.

Bir Michelangelo heykeline bakarken aynı şaşkınlık oluşuyor. Gördüğün sadece bir heykel, gördüğün sadece bir yüz, bir tablo değil. Okuduğun yalnızca bir şiir değil, duyduğun yalnızca öylesine notalara vurulmuş bir müzik değil. Bir hayattır.

YORUM YAPIN

Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir...

       

YORUMLAR